31 Ocak 2012 Salı

Kar eriyene kadar güzel



-Hayat da böyle aslında uzaktan güzel gözüküp yakınlaştıkca eriyen kaybolan anlamsızlaşan bir şey. (Her şeyi hayata bağlayan adam psikolojisi)

-Yağmur yağıyor (şair burda yağmurun yağdığından bahsetmiş)
Seller akıyor (şair burda yağmurun sel olduğunu aktığını söylemiş)
Arap kızı Camdan bakıyor (Burada Etnik davranan şair Arap kızının camdan baktığını farketmiş)

Lisedeyken aynen böyle analiz ederdim şiirleri. Şair bir ruhum var sanki

-Delicesine kar yağan bu ortamda işe gelirken sağdan soldan duyduğum muhabbetler hep aynı;
-abi bu bir şey değil ben askerdeyken -10 derecede nöbet tuttum bir kar bir kar 10 gün yağdı
-olm onu bırak ben -38 derece (dikkatinizi çekiyorum adam -38 derece dedi) yaptım burnumuz düşüyordu bu ne ki muğa koyim
-olm o değilde..
böyle sürdü muhabbetler, ulan sanki sibiryada yapmış herkes askerliği ne iş anlamadım -38 ne lan!

30 Ocak 2012 Pazartesi

Kadınları Anlayan Yazar Olmak İstiyorum - Umut Sarıkaya



"kadınları anlayan yazar olmak istiyorum lan artık. bıktım hayvan gibi adamları anlatmaktan. ne pis kitle yapmışım arkadaş hissetmeden yıllar yılı. güldük eğlendik ama artık yeter. adam içinde kaldım kuran çarpsın. sayenizde hergün biraz daha eksildim hayattan. okur kitlesi! bak sana sesleniyorum! oğlum bizi bu kadar adam hiçbir yere almazlar lan! dağılalım arkadaşlar! "vaaayy götü kalkmış bunun" dediğinizi duyar gibiyim, şimdi ben ne söylesem söyleyeyim inanmayacaksınız. arkadaşım ben çaktırmadan, hissettirmeden rotayı kadına çevirmesini de bilirdim. iki kedi atardım şu yazının içine, biraz pişmanlıklarımızdan gurur duymaktan dem vururdum, keşke vakit olsa da yağmurda çıplak ayaklarla dans etsek diye öneride bulunurdum, şu kitle var ya yemin ediyorum melis içinde kalırdı. siz de ekmek yerdiniz şu işten, ben de...

"e iyi abi yap sen öyle, biz bilmiyomuş gibi yaparız" dediğinizi duyar gibiyim sevgili kurnaz, bütün dünyayı aptal bi tek kendisini zeki sanan kitlem. oğlum melis kediye, yağmurda çıplak ayağa, pişmanlıkların gururuna bir gelir, iki gelir. arkadaşım sen bile kıllı mıllı bir erkek olarak bir bara, bir kafeye gittiğinde "oo hacı burası sap dolmuş, aman hacı kızlı ortama kaçalım" diye düşünmüyor musun? melis de öyle düşünüyor. kaçırırsınız oğlum siz. o yüzden kusura bakmayın yolun sonuna geldik. biliyorum şimdiye kadar hepiniz "abi ben bi gireyim ortama hepinizi aldıracam" diyen hemcinslerinizin tarafından hep kandırıldınız, hep aldatıldınız. ama bana güvenin, size hiç yalan söylemediğimi biliyorsunuz. birer ikişer aldıracam sizi, "geç abi geç arkadaş bizden" diye diye sokucam sizi içeri. bakın şu son veda yazısını yazarken bile sizin hislerinizi, temennilerinizi anlamadan edemiyorum. siz de beni anlayın biraz. hepinizi top sakallarınızdan, dar kotlarınızdan öpüyorum. hoşça kalın.

artık emelime ulaşmıştım, kadınları anlayan bir yazar olarak huzur içindeydim. biraz daha mizah öğesi barındıran yazılarımı dergiye, daha vurucu, buruk yazılarımı ise bir gazetenin pazar ekine yazıyordum. konusu; orta yaş bunalımı geçiren, aldatılmış ama yine de ayakta kalabilmiş bir kadının aşk hayatını anlatan romanım çoksatanlar listesinde aylardır birinci sıradaydı. bir yazar olarak bırakın kadife ceket giymeyi, kendimi komple kadifeyle kaplatmıştım. kadifenin pici olmuştumresmen. gülüşüm de değişmişti. eskiden "tısısısı" diye gülerken şimdi "ahahaha" diye patlatıyordum kahkahayı. etrafımda bu kadar kadın varken hep sülün gibi kızlarla oturduğumu sanmayın. gerektiğinde sülüne de koşuyordum ama geçkin, yaşlı entellektüel kadınlarla da vakit geçirmesini biliyordum. inanın, gördüğüm kadeh tutan, ince sigara tutan kalın, kavisli, ojeli yaşlı kadın tırnağının sayısını bile bilmiyordum. "bugün ne kadar alımlısınız böyle, eşinizi kıskanmamak elde değil doğrusu" diye yalandan kompliman yapıp "ahahaha ilahi umut'cuğum ömürsün" diye karşılık alarak muhattap olduğum yaşlı kadın sayısı ise tahıl ambarı konya'ya sığamayacak boyutlardaydı. kadınları anlayan yazar olmanın da bu gibi zorlukları vardı işte.

yayınevinden biket hanımın londra'dan gelen arkadaşı zerrin adına düzenlenen rakı gecesine bir davet almıştım. hem yayıneviyle ilişkilerimi sağlamlaştırayım hem de sosyal çehreme, çehre katayım diye iştirak etmiştim o yemeğe. sıcak bir beyoğlu akşamında sokaktaki bir masada, karafakiden doldurğumuz rakıları yuvarlıyorduk. biket hanım zerrin'le temeli çok eskiye taaa izmir'e dayanan sıkıcı dostluklarını çok ilginç bi şeymiş gibi bana anlatıyor, ben arada zerrin'in güzel kızına bakıp arada bir de biket hanımı sıcak bir gülümseme eşiliğinde kaşlarımı havaya kaldırarak şaşırmış gibi onaylıyordum. biket anlattıkça resmen etlerim sökülüyordu ama sabaha kadar anlatsa sabaha kadar dinlerim gibi davranıyordum. çünkü biket biliyordu ki iyi bir dosttan daha çok iyi bir dinleyiciydim ben. ama içimden "hay zerrin'e bir,sana iki" dediğimi bilmiyordu. keyifli sohbetimiz kahkahalar, hoş anılar eşliğinde ilerliyordu ki birden sokağın başında bana bakan birini gördüm. "ne'n var kuzum,bembeyaz oldunuz" diye sorup arkasına baktı zerrin. hayal görmüştüm sanırım. bir on dakika geçti geçmedi yine aynı suratı, yanında başka tanıdık suratla konuşurken gördüm. biket "iyi misin, ter içindesin" dedi. aflarını isteyerek lavaboya gittim. elimi yüzümü yıkayarak aynaya baktım. saçmalıyordum galiba, saçımı geriye tarayıp lavabodan çıktım. çıktığım anda bi kol beni yakalayıp duvara yapıştırdı. "abi meraba" dedi. yurt-kur battaniyesinin kokusunu taa ciğerlerimde hissettim. bir öksürük tuttu. "abi nooldu? abi söz vermiştin unuttun mu bizi" diye gittikçe sertleşen hareketlerle sarsarak sordu bana karşımdaki. "hatırlayamadım pardon" dedim. "abi adamı deli etme. ben kitledenim, yıllardır takip ediyoruz seni, ilk başlarda seviniyoduk başarılarına ama senden ses çıkmayınca arkadaşlar sinirlenmeye başladı. arkadaşları tutmaya zorlanıyoruz. dışarda öfkeli bir grup seni bekliyor. bir 20 kişi kadarlar. senden bi cevap bekliyoruz abi" dedi. "arkadaşlara söyleyin onları unutmadım, sözlerimi her zaman tutarım. şimdi müsadenizle" diyerek yanlarından ayrıldım. biket hanımların yanına oturdum, kendime bir rakı koydum. "ulan söz verdiysek verdik, g.t vermedik ya. hem nasıl 20 kişilik öfkeli bi grubu masaya çağırayım, bu ercan, bu taner, bu osman diye tanıştırayım zerrin'in güzel kızıyla? insan biraz halden anlar. adama kim bunlar diye sorarlar. kitleyse kitle! canımı mı alacaklar, bu ülkenin jandarması var polisi var" diye düşündüm. sohbetime eskiye göre biraz tutuk olmak kaydıyle devam ettim. bir ikisinin varlığı bile dengemi bozmuştu, bütün bir kitleyi yürek kaldırmazdı. "kalın tırnağı düşün, karşı konulmaz ayakkabı sevgisini düşün, kadınları düşün... hımmmmm dünyanın tüm topuklu ayakkabıları, hımm tüm çantaları.. kadınlarrr" diye kendi kendimi telkin ederek kadınlara konsantre oldum. tam o esnada öfkeli kalabalık bi on metre uzağımızda tartışmaya başladı. birazdan saldıracaklardı ve nasıl saldıracaklarını düşünüyolardı sanırım. güçlü durmalıydım. ilgilenmedim. zerrin'in kızına "yılın bu mevsimi bodrum'un harika olduğunu duymuştum" dedim. tam beni cevaplayacakken ardından gelen ıslık sesi ve "hop tatüüüüüüüü! tatüüü aloo!" böğürtüsüyle irkildi zavallı kız. ilgilenmedik. "gümüşlükte yediğim kabak dolmasının tadını hala unutamam" dedim. ses yine "tatüü naber lan artis" diye haykırdı.

zerrin'in kızı "umut bey sanırım size sesleniyorlar" dedi. "ne alakası var canım. benim tatülük müessesiyle ne alakam var" dedim. zerrin de biraz bozularak "evet umut bey sanırım size sesleniyorlar" dedi. panik halinde biket'e döndüm. "birine benzettiler sanırım. ben tatü değilim, umut'um. kadınları anlayan yazar umut" diye onaylamasını bekleyerek, soran gözlerle baktım. "bi baksanız iyi olur" diyerek ince bir sigara yaktı. hepimiz gergindik. yanlarına gideyim de susturayım şunları diyecekken. masamıza geldiler. kısa boylu olanı "tatü abi pepe'nin selamı var. 20 milyon borcun varmış onu istiyor" dedi. adamlara göz kırparak "kardeşim tatü ne pepe kim? ne diyorsunuz birine benzettiniz sanırım" dedim. "abi sen tatü umut değil misin? iyice şamşırdın haaa" diye güldü.

saldırı başarıya uğramıştı. 20 milyonu alıp gittiler. masayı da gerim gerim etmişlerdi giderken. herkes susuyordu. "londra, aşksız, bir ömür, özlenmişlik, zırt pırt" diye bi şeyler geveledim, gerginliği alamadım.

gitmemişlerdi. arkadan bana el hareketi filan yapıp çağırdılar. gitmek zorunda olduğumu söyleyip masadan kalktım. yanlarına gittim. yirmi kişilik öfkesi geçmiş kalabalıkla bir sokağa girdik. işte karşımda duruyor, çerçevesiz gözlükleri, numaralı tişörtleri, dar kotları, top sakallarıyla bana bakıyorlardı. onların öfkesi geçmişti ama sıra bendeydi. "siz var ya tam malsınız oğlum" diye gürledim. ne diyecekler, hiç bişey demediler. "çağıracağım vardı. hepiniz tek tek aklımdaydınız. hatta masadaki kız bi kaçınızı çok beğendiği yönünde hareketler yaptı ama çağıramam bundan sonra sizi. siz yediği kaba pisleyen insanlarsınız. aklınız sıra beni rezil ettiniz. oğlum ben yine bi şekilde kurtarırım kendimi. kurtaramasam da emeceğimi emmişim alemde. siz düşünün gerisini. siz var ya hiçbi şeye layık değilsiniz" diye gürledim. sessizce önüne baktı mini kitle. bir kaçı "söz vermiştin, çağıracaktın" diye bi şeyler geveledi. bir müddet susuştuk. eve doğru yürüdüm. bir baktım arkamdan geliyor kitle. bakınca duruyolar filan. yine yürüdüm yine geliyolar. "oğlum sktirip gitsenize, hade dağılın hadee naşşşşş naşş" dedim. gözyaşlarıyla "sanane be senin yolun mu?belediyenin yolu. sen ne karışıyon. bizim de aynı istikamette başka bi işimiz olamaz mı? belki bizim evimiz de o yönde! olamaz mı yani!!" diye haykırdı mini kitle. bakıştık. aralarından biri "abi etme eyleme bu saatte sokakta biz ne yaparız. yıllardır deli sikmiş gibi toplu halde geziyoruz. ortada kaldık. ne yapacağımızı bilmiyoruz. etme eyleme bu yol sevgi yolu, bu yol kardeşlik birlik yolu" dedi. "iyi amına koyiim gelin bende kalın" dedim. 21 erkek eve girdik, 21 alt eşortman ile... dev bir kazanda menemen yaptım mini kitleye. menemenler yendi, yer yatakları yapıldı.

uyku tutmadı. "lan mini kitle! uyudunuz mu lan mini kitle! uyudunuz mu?" diye fısıldadım yattığım yerden. "yok abi. bizi de uyku tutmadı" dediler. "yarın gidin kitlenin tümüne haber verin. umut geri döndü, hepinizi çok özlemiş diyin" dedim gözlerim dolarak. herkesi bir sevinç aldı gitti. kahkahalar, sevinç nidaları arasında son sözümü kimse duymadı. "tatü he mi? vay be"

28 Ocak 2012 Cumartesi

Sevgili Zenginler, Ünlüler ve Özenilecek Türde Hayat Sürenler

Şu yaşıma kadar gördüğüm en ağır depresif anlamlı muhteşem karikatür.

27 Ocak 2012 Cuma

Hatun kişi, Aşk, Erkek, Mağara Adamı


Başta konu ve resim alakasını kuramayanlar için şunu belirtmeliyim ki hatun kişi aşık olduğunda aynen bu resimdeki bebeğinkine benzer bir ruh haline bürünür. Dünyayı dinlemez, elindeki makarnaymış vıcık vıcıkmış oo hiç umrunda olmaz sıkar yüzüne gözüne bulaştırır. Çok tatlı olur ısırılasıdır. Ama en çok korktuğum hatun kişi aşık olandır.

Öte yandan erkekler aşağıdaki resim gibi;

Bildiğin neather bilmemne adamı olur bunlar. Erkeğin aşık olanından aksine korkulmaz iyice mallaştığı için saflığına gülünür.

Aşk aslında yoktur belki bilemem bir ego tatmini olabilir. Bir insanın sizi çok el üstünde tutması sizinle çok ilgilenmesi hoşunuza gideceği için size aşık olunmasını istersiniz. Öte yandan kendinizin karşınızdakine aşık olması mazoşist bir duyguyu beraber getiriyor olabilir. İlişkiniz ayrılıkla sonuçlandığında kendinizi odalara kapatır içkiye vurur bir ay sonra unutup başka birine aynı duyguyu beslersiniz.

İnsanlar çok acayip şeylerdir bence. (bir de vapurlar) Uzaylı olsam uzaktan şöyle bir bakar ooo dünyanın a.zna ş.cmısınız hayvanlar deyip geri dönerdim. Hakikatten a.zına s.çtık afedersin. İlişki kuramıyoruzi konuşamıyoruz, istediğimiz gibi yaşayamıyoruz, bürokrasi, politika, ekonomi, hiyerarşi, kapital düzen, pokemon, fatmagülün suçu ne, bakugan derken dünya dönüyor ve kısa ömrümüzü bir mal gibi tamamlıyoruz.

Uyanmak lazım aslında. Ama uyku da çok güzel be... bıraksalar 4-5 yıl uyurum hiç acımam...

24 Ocak 2012 Salı

Her Sabah Uyanıp Her Akşam Uyumak


- Rutin bir şekilde yaşıyoruz hepimiz. Aslında hayatın içinde var bu kısırdöngü. Her sabah güneş doğuyor her akşam batıyor sonra gene doğup gene batıyor. Siz ise aradaki zamanı dolduruyorsunuz buna da hayat diyoruz.
-Vapur çok güzel bişi bence. Demesi de zevkli fonetik bir yapısı var kelimenin. (şu yaşıma geldim fonetik kelimesini cümle içinde 2. kullanışım falandır)
-Fox tv de bir dizi var derin sular diye hergün yeni bölümü yayınlanıyor. Her gün! o nasıl bir azim nasıl bir çalışma hayret ediyorum. O dizinin çekimine harcanan efor ile 5 tane uzay mekiği yapıp 4ünü sırf zevk olsun diye patlattıktan sonra kalan biriyle aya giderdik. İnanıyorum buna.
-Televizyon izlemediğimi farkettim. Bildiğin televizyon izlemiyorum. İzleyeceğim birşey varsa internetten indirip izliyorum. Öte yandan Türkiye yi de pek takip etmiyorum gazete okumuyorum. Pazarları sadece gazete okumayı seviyorum onu da gazete pazar günleri ekleriyle beraber bir ekmek kalınlığına geldiği için seviyorum zaten. Sonuçta savaş çıksa haberim olacağını zannetmiyorum. Gerçi işe gidip geliyorum o sebeple yolda tank görürsem kıllanır kaçarım. Dikkat edersen savaşmıyorum. Savaşma sövüş mottosuna sahibim.
-Martin mystere e sardım bu aralar. Netten bütün sayılarının taranmış halini indirip tablette okuyorum. Of bir zevk bir zevk görsen sanki adriana lima ile yemeğe çıkıyorum her akşam o derecede heyecanlanıyorum okurken. Çizgi romana karşı bir zaafım var, günün birinde bir hatun kişi yere ekmek kırıntısı misalı çizgi roman parçaları koya koya beni kendine doğru çekebilir tırsmaktayım.
-Her haftasonu ne yapsam ne yapsam diye düşünürken haftasonu geldiğinde mal gibi evde oturmayı seçiyorum. Dışarıda çıkasım geldiğinde minibüs otobüs taksi cip bip derken gün bitiyor. Cumartesi çalışmak yarım günde olsa kötü bir şey.
-Neden haftada 2 gün çalışıp 5 gün tatil yapmıyoruz. Yani en baştan bunu yapsaydık ekonomide buna göre gelişseydi fena olmazmıydı. Ama bakınca çalışanda insan çalıştıranda, patronda insan işçide. Kendi kendimizi s.kyrz afedersin.
-Çok küfür etmem aslında ama neydi o ergen lise dönemi of of her kelimenin sonunda ona koyim buna koyim derken gün bitiyordu. Bir karizma göstergesiydi nedense küfür etmek o dönem. Can yücel ne demiş kendisine çok küfür ediyorsunuz diyen öğrenciye" küfür aristokrasinin agzında bir leş kuyusu iken halkin ağzında açan çiçektir"
-aslında söz tam öyle değildi ama o kadarını hatırladım.
-hepinize çüz. Bu arada mail atan şu da olsun bu da olsun diyen, eleştiri yapan insanlara teşekkür ederim. İsterseniz bir gün hepinize bira ve patates ısmarlarım. O kadar çok okuyan var ki bir stad dolusu insana nasıl ısmarlarım bilmiyorum.
-Yok len 3-4 kişi okuyor onlarda yanlışlıkla giriyor hatta eli klavyeye çarpıyor yanlışlıkla uzaybosıossıos falan yazıyor gugıla gugılda sagolsun buraya yonlendiriyor. Eminim evet.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Bulut, İnek, Koyun ve Nutella


-Çoğu insan bulutları koyuna benzetir ama ben nedense ineklere benzetiyorum. Halbüse alakası yok ama inekler daha bir bulutumsu geliyor. İçkiliyle biraz gözümü kırpınca bulutları halay çeken kedilere benzetmişliğim bile var benim. O yüzden pek güvenilir değilim bu konuda.
-Nutella her zaman daha tatlı gelmiştir sarelleden. Nedense sarellede acaip bir tat var. Ben sarellenin patronu olsam mesela osman sarella olsa ismim giderim şirkete bütün pr arge çaycı temizlikçi hepsini toplar brain storming yaparım. Koyarım hepsinin önüne nutella, olm derim bizim tadımız niye böyle değil? kakaodan mı çalıyoruz? Aynısını istiyorum hüleen diyerek kapıyı vurur çekerim. İşte o zaman sarellede nutellanın o muhteşem tadını yakalar.
-tabi kesinlikle

20 Ocak 2012 Cuma

Galax Tab, Iphone 3gs, Ipod Touch 4g aracılığıyla Ios ve Android Karşılaştırması




Android, galaxy tab p1000 wifi+3g olanında kullandığım işletim sistemi. buna ek olarak bir ipod touch 4g jailbreaksiz ve iphone 3gs jailbreakli sahibiyim. yani aralarında kıyaslama imkanım var, galaxy tab ilk elime geçtiğinde üzerinde android 2.2 froyo vardı, bende illa herşeyin son versiyonu olsun hastalığı bulunduğundan internette biraz araştırmamla galaxy tab ı root edip 2.3 gingerbread kurdum pek bi b.k değişmedi aslında yada ben çözemedim neyse ardından anroid market için market enabler ve istediğim ülkenin marketine girmemi sağlayan programlar kurdum ki androidde en kıl olduğum şey bu market uygulaması illa 50 tane cinlik yapmanız lazım yoksa ilk aldığınız zamanki default markette dandik dandik uygulamalar var en azından türkiye için neyse birde blackmarket alpha kurdum ios daki installous gibi birşey ama çok tutarlı değil sarmadı bütün bunları 4-5 gün önce hiç android kullanmayan biri olarak yaptım. sonuçlara gelirsek benim gibi az çok bu işten anlayan biri iseniz sorun yok ama hiç bir bilginiz yok ise android olayını tam nimetleriyle kullanacağınız zannetmiyorum öte yandan arayüzü basit ama güncellemesi kılı yünü sıkıntılı ben hala galaxy tab için en son android sürümü nedir nasıl güncellenir anlamadm açıkcası kies diye bir programı var itunes görevi goruyor anladığım kadarıyla orda en son sürümü görüp güncellemesi gerektiğini düşünüyorum ama ben kendim root edip gingerbreade geçirdiğim için pek etkisini görmüyorum. öte yandan honeycomb diye bir hadise var tabletler için oldukça güzel ama galaxy tab a uygunmu bilmiyorum araştırdım tam çözemedim adam gibi türkçe kaynak bulamadım ingilizce baktım tabi ama kimsi galaxy tablara yüklemişken kimisi yüklememiş, launcher hadisesi var birde ana ekranı değiştiriyor onuda algılayamadım nedir ne değildir ama değişiklikleri hoşuma gitti, ulen daha 4 gün oldu elime geçeli anca bu kadar çözebildim şimdilik ios 5 ile karşılaştırırsam
-ios daha bir son kullanıcı dostu işlemler daha rahat aplikasyon uyumları daha iyi ama düşününce ios için olan cihazlar sadece iphone lar ve ipad1-2 olduğu için uyum sorunu olmaması normal ama android de zibilyon tane telefon ve tablet olduğundan uyum sıkıntısı yaşanması normal
-market sıkıntıları android de daha fazla ios appstore ve jailbreakli olan cydia ve installous daha kullanışlı öte yandan android uygulamalarını apk olarak indirip sd karta yükleyerek direk install edebiliyorsunuz o konuda android güzel
-itunes un kıllıklarını androidde yaşamıyorsunuz mp3 film atmak oldukça rahat ama ios ta jailbreak yapıp toolbox vb program kullanarak bunu zaten aynı rahatlıkta yapabilirsiniz.
-bir süre ipad kullandığımdan dolayı ipadle galaxy tab karşılaştırmak gerekirse galaxy tab de android asıtası ile yaptığınız değşiklikler daha komplike ve ayrıntılı o açıdan daha güzel ios pek değişiklik yapmanıza izin vermiyor jailbreak yapsanız dahi android daha geliştirmeye açık
-android yüklü telefon ile iphone u karşılaştırdığımda küçük ekranlarda ios daha iyi ancak dana gibi ekrana sahip galaxy note a telefon derseniz ona birşey diyemem

başta dediğim gibi 4-5 günlük deneyim sonucu yaşadığım ve merak ettiğim sıkıntılar şunlar ki yardımcı olabilecek varsa sevinirim;
-galaxy tab için en son stabil sürüm nedir? 2.3 gingerbread mi? yoksa honeycomb kurabilirmiyim?
-bu launcher hadisesi tam olarak nedir galaxy tab için en uygun olanir hangisidir?
-market uygulaması sıkıntılarını aşmak için yüklenen programlar başlıca olanlar nedir?
-uygulamalar kısmında bütün uygulamalar karışık halde duruyor orada bir klasör açmak mümkün mü? klasör açtığımızda ana ekranda acıyor sadece ve kısayolları kategorize yapabiliyoruz ancak ben uygulamalar kısmını kategorize yapmak istiyorum?
bütün bnları android 2.3 yüklü galaxy tab p1000 için soruyorum tabi

16 Ocak 2012 Pazartesi

Son


Nokta koyma ihtiyacı hissettim,
Üzerinden geçtiğim kelimelere
Yazdığım bir kitabın sonu olacak belki
Veyahut küçük bir leke,
Nereden geldiğini belki hiç hatırlayamayacağım.
Sonsuz olmak istedin sen bende
Bir nokta değil,
Bir virgül belki.
Yarım...
Bitmeyecek bir ömür,
Sıkılmaya müsait.
Bitmesin diye yenmeyen bir yemeğin çürümesi gibi,
Uzun...
Özne olmak istedim ben.
Uyurken hatırladığın, başını ağrıtan
Sonunu getirmek istemediğin bir masal
Özleyebildiğin bir insan, uzaklardan geçen bir gemi.
Patlamış mısır kasesinde,
O sonda kalan yanmış taneler gibi,
Tatlı ve acı.
İstenen ama bıktıran.
Sıkan ama sevilen.
Bir nokta koymak istedim bugün.
Benim konuşmalarıma,
Sana sapladığım kelimelere,
Senin içinde yaşayan bana,
Bende ki Sana,
Sadece sana.
Şimdi camın önünden geçen,
Ne cins olduğunu anlayamadığım kuşa.
Asla anlayamadığım davranışlarına,
Ellerine, yüzüne, dudaklarına.
Masumca yanımda uyurken,
Nefes alırken göğsünde yarattığın dalgalara.
Sabahları kalkarkalkmaz,
Körmüşcesine çarptığın sehpama.
Senin izini taşıyan o koltuğuma.
Sokaktaki o kör kediye,
Seni tırmalasa dahi verdiğin o ekmek adına.
Sana yazabildiğim o basit notalar birliğine,
Gitarıma, müzik hayatıma.
Senin yüzünden sevdiğim filmlere, aktörlere.
Senden sonra,
Senin etkindeyken,
Senin izini taşıyan,
Tüm sevdiğim Kadınlara.
Bir nokta koymak istiyorum ben.
Kendime belki,
Sadece seninle ilgili...

ek:2009 14 ağustosunda yazmışım bunu... ah be ne güzel yazmışım yahu

6 Ocak 2012 Cuma

Çin e gittim gelicem...


Evimin kapısına asmak istiyorum aslında böyle bir yazıyı. "Çin e gittim gelicem".. bakkal yazısı gibi. Öylesine gideyim ama gelmeyeyim istiyorum öte yandan uzakdoğuya da ilgim var, çin, kore, japonya taiwan hepsi aynı benim için hatta ben küçükken bunları tek ülke zannederdim ulan derdim niye farklı farklı isim vermişler. Evet hafif salaklık vardı küçükken ama işte gene bir ilgim vardı ha birde lost in translation izledim bir kaç sene önce, tokyonun o kaotik yapısı çok hoşuma gitmişti.
Velhasıl bu çekip gitmeler he daim var bende ama gidecek bıdık yok. Korkak oldum belki hayata karşı yada daha temkinli. Eskisi gibi höbele höbele sağa sola gitmiyorum. Halbüse kaygısız gamsız olmak lazım a dostlar sallamayınız hiç birşeyi. unutma ki ne kadar sallarsan salla dona düşer son dam- aaa! nerden nereye geldim bea.. Kopek besleyin kopek mis hev hev tatlı hayvan. Hadi çüz.

3 Ocak 2012 Salı

Aslında sen de herkes gibisin


-...
+Hep susuyorsun! en güzel yaptığın şey!
-en güzel?
+kavga edilmiyor senle! tartışılmıyor! hep "haklısın canım" "tamam canım"
-Yep. Halbüse bir odunla kafana falan vursam böğürsem çok romantik bir adam olurum..
+saçmalama, biraz duyarlı ol tepki ver
-tartışılamayan bir adamdan duyarlı olunması isteniyor vuuu
+hep geyik hep geyik
-noeldeyiz canım kırismis
+bir haftalığına gidiyorum evden ne b.k yersen ye
-şarj aletini götürcen mı?
+bu mu yani? gidiyorum diyorum! nereye gidiyorsun niye gidiyorsun diye sorar insan
-şarj aletimi sen aldın ama en son?
+ denizlere gidiyorum bir hafta orda kalcam! sende mal gibi otur!
-denizde şarj aleti vardı götürmene gerek yok sanki
+şarj aletinin agz..na sc..m ben öküz herif ne diyorum be iki saattir
-durup dururken gidiyorum dedin kararı vermişsin bende sarj aletimi götürme dedim.
+...
-saat kaç?
+gitmiyorum lan! uyuzluğuna değil mi! o karıyı çağıracaksın gene tabi ondan senin susman!
-karı?
+özge diyorum özgeee
-özge kim be
+geçen emrenin evinde tanıştığımız hatun
-oo hoş hatundu da tanımıyorum ben onu
+tanısan getircen yani
-ne bileyim getiriyormuşum zaten sen oyle diyorsun da benim haberim yok
+ah sen ah ne uyanıksın
-getiriyormuyum cidden ya boyle belki getiriyorumdur hatırlamıyorumdur falan ne yaptığımı, aslında rus göcmenimdir ajanımdır
+uyuyorum ben
-şarj aletimi versene yeaa bıd bıd ötüyor iki saattir
+al be al!
-seviyorum seni
+eşşek

(aslında bir şarj aletiyle mutlu olan insanlar var bu dünyada)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...