27 Nisan 2009 Pazartesi

Yanlış Kişiye Aşık Olmak


yapılacak en büyük dalgınlıktır belki. asla hiç bir yere çıkmayan bir yola girmiş olursunuz, karşınıza geri dönebilmek için bir sürü yol çıktığı halde dönmeden dümdüz gidersiniz. sonunda dünyanın sonunu bulmaya benzer gördükleriniz, tekrar başa mı döndüm dersiniz ama hala ileri giden bir yol vardır-ki bu umuttur. ve bu durumda umut güvenilecek son şeydir ama siz güvenirsiniz. karşınıza bir sürü insan çıkar geri dön diyen, bunlar iyidir. ama siz iyi olmak istemezsiniz, sadece onda olmak... o ise bir kuyunun dibindedir sanki. sizde düşünmeden atlarsınız oraya. ya ona ulaşırsınız, ya da yere çarparsınız. sonuçta bir acıyla uyanırsınız o kuyunun dibinde. yukarı bakarsınız çıkış yok, etrafınız zaten hiç olmamış. beklersiniz sadece. ama beklediğiniz sizi ordan çıkarak bir ip değildir. sadece odur beklenilen. o kuyudan çıkmanın hiç önemi olmaz ki zaten, onun olmadığı heryer bir kuyudur size...

23 Nisan 2009 Perşembe

Aşk


Bir türlü sevemediğim adam yılmaz erdoğana ait bir şiir yazı deneme her neyse...

Başından büyük bir aşk geçmemiş her kadın için, bu bir eksikliktir;
Başından büyük bir aşk geçmiş her erkek için ise, bu bir fazlalıktır.
Erkeğin hayatında belki bir aşka yer vardır. Kadının ise aşkında belki bir hayata...

Erkekler deli gibi aşık olurlar, zamanla akıllanırlar. Kadınlar ise akıllı gibi aşık olurlar, zamanla delirirler. Aşk, kadını ve erkeği farklı etkiler. Aşık olan kadının gözünde başka hiçbir şeyin değeri kalmaz. Aşık olan erkeğin gözünde ise herşey yeniden değerlenir. Çünkü aşık kadın "nasıl olsa bitecek" sezgisi ile hareket eder.. Aşık erkek ise "nasıl olsa sonsuza dek sürecek" yanılgısıyla... Aşık kadınlar bu yüzden hep endişeli ve huzursuzdurlar; Aşık erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön. Aşık olmak erkeğe yakışır. Kadına asla. Kadına yakışan sadece aşktır.

Aşksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder, Aşksız bir kadın ise efendisiz bir köle. Kadın ne ister? Ne mi ister? Hepsini ister. Ve aynı anda.

Peki erkekler ne ister? Hem sevgili karıları hem de haremleri olsun isterler. Peki neden korkarlar? Hem karısız hem de haremsiz kalmaktan korkarlar. Kadın erkeğinin kendisine kul köle olmasını ister; olunca da ondan nefret eder. Erkek ise kadının kendisine köle olmasını istemez; olunca da onu sever. Bir erkek kadından bıktığı için onu terk eder; Bir kadın ise erkeğinden sıkıldığı için. Arada çok önemli bir fark var. Bir erkek doyduğu için kadınından bıkar. Bir kadın ise doyamadığı için erkeğinden sıkılır. Kadın terk edildiği ve aldatıldığı zamanlarda, bir de boşanırken hiç tereddüt etmez. Kararlı, şuurlu ve son derece akıllı biçimde bütün strateji ve nokta hücumu taktikleriyle delirir. Delilik, kadınların aklıdır.. Ve sadece bu özellikleri bile, onların erkeklerden daha üstün kabul edilmeleri için yeterli bir sebeptir.
Kadınlar, sezgileriyle her şeyi bilirler. Erkekler ise akıllarıyla hiçbir şeyi bilemezler...
Kadınlar her şeyi görürler. Göremediklerini duyarlar. Duyamadıklarını ise sezerler.
-->

Dişilik yalnız algı kapılarını değil, bütün telepati, sezgi, altıncı his ve üçüncü göz kapılarını açan, Mescaline, Psilosibin kadar güçlü bir iksirdir.Kadınların sezgileri o kadar olağanüstüdür ki, onları erkeklerden çok daha üstün saymamak için hiçbir neden yok. Sezgi de neymiş mi dediniz? Aklın eli, kolu, gözü, kulağı ve burnudur. Aklın dürbünü, pusulası ve radarıdır. Şahini ve tazısıdır. Kapanı, tuzağı ve oltasıdır. Sezgi en kurnaz avcıdır. Sezgi olmasa ne bilim, ne felsefe, ne sanat olurdu. Akıl mı? Akıl sezginin uşağıdır. O kadar.. Sezgileri yerine bilgileri ile hareket eden bilgiç kadınlar kadar itici yaratıklar düşünemem. Akıllıları ve kültürlüleri ise itici değillerdir, ama sıkıcı olurlar çoğu zaman. Kadına en çok yarayan ne akıl, ne bilgi, ne de kültürdür. İnce ve şuh bir zekadır...

İçmek..

Bir kayboluş... düşüncede bozukluklar. Yalnızlığın tezahür edişi. İçmek, bir dönüş belki... İstenilen insana, vucuda, aşka, hayata... Seni kazanmak için severim sarhoşluğu derler ya; doğru söz aslında... Kaybetmek olduğu kadar kazanmaktır kendini unutmak. İçtiğin kadar sarhoş olursun, sarhoş olduğun kadar hatırlarsın, hatırladığın kadar seversin... Ve sevdiğin kadar içersin. Onu kazanmak için seversin sarhoşluğu...

21 Nisan 2009 Salı

Sevdiğin Kadar Sevilirsin


Küçükken kuzguncukta bir sokaktan her geçtiğimde bak burası can yücel in evi derlerdi. Öylesine bakardım. Bir zamana kadar can yücel benim için kuzguncukta evi olan ünlü adam dı. Daha sonra iyi küfreden biri oldu. İyi şiir yazan. İyi düşünen. Ama gene hala kuzguncuğa her gidişimde bir geçerim evin önünden yanımdakilere gösteririm bakın burası can yücel in evi diye...




yerin seni çektigi kadar agirsin
kanatlarin çirpindigi kadar hafif..

kalbinin attigi kadar canlisin
gözlerinin uzagi gördügü kadar genç...

sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü..

ne renk olursa olsun kasin gözün
karsindakinin gördügüdür rengin..

yasadiklarini kar sayma:
yasadigin kadar yakinsin sonuna; ne kadar yasarsan yasa,
sevdigin kadardir ömrün..

gülebildigin kadar mutlusun
üzülme bil ki agladigin kadar güleceksin

sakin bitti sanma her seyi,
sevdigin kadar sevileceksin.

günesin dogusundadir doganin sana verdigi deger
ve karsindakine deger verdigin kadar insansin

bir gün yalan söyleyeceksen eger
birak karsindaki sana güvendigi kadar inansin.

ay isigindadir sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldigin kadar ona yakinsin

unutma yagmurun yagdigi kadar islaksin
günesin seni isittigi kadar sicak.

kendini yalniz hissetigin kadar yalnizsin
ve güçlü hissettigin kadar güçlü.

kendini güzel hissettigin kadar güzelsin..
iste budur hayat!

bunu hatirladigin kadar yasarsin
bunu unuttugunda aldigin her nefes kadar üsürsün
ve karsindakini unuttugun kadar çabuk unutulursun

çiçek sulandigi kadar güzeldir
kuslar ötebildigi kadar sevimli

bebek agladigi kadar bebektir
ve herseyi ögrendigin kadar bilirsin bunu da ögren,

sevdigin
kadar
sevilirsin...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Ottonun üstü Balkon ve Kafasını Sallayan Yabancı Kız

y.. adlı überşahsiyetin haftasonu yok ben buraya gittim içtim gibi başlayan lakayıt bir yazının ardından sonucu aşk ilişkiler ve bıdı bıdı üçgenine bağlayınca dedim ki ben de anlatayim birşeyler. Evet çok kıskancım.
Arkadaş kısmısını nevizadede beklerken ki o sıra hande yener adlı cıstık cıstık kadın balansta çıkıyordu bir ara gireyim mi diye içeri düşündüm. Sonra vazgeçtim. Zaten çok pahalıymış değmezdi. Neyse ordan ara mekan olarak peyote iyi geldi. Ardından asmalı mescide gittik. Hiç bilmediğim bir yer. Evet cahilim. Ev adamıyım ben evet. Tamam vurmayın.. Neyse ottonun üstünde balkon diye bir mekan. Sanki bir ev partisi ortamı. Gayet kalabalık etraftan yabancı sesler. Yabancı derken cidden yabancı bildiğin turist. Neyse bir masanın etrafında toplandık. Biralar geliyor ve ben etrafı izliyorum öyle. Bir kız dikkatimi çekti. Chill out ortama kafasını sallayarak girmiş bir insan. Uzun boylu kısa saçlı ince bir hatun kişi. Oyle bir daldım müziğe ama gözümde cenifırda. Şimdi salladım ismini. Neyse o kafasını sallayarak böyle 2 saat falan kitledi beni. Televizyon gibi izledim... Sonra bitti. gitti.. bizde gittik. bu kadar..

16 Nisan 2009 Perşembe

Fakir doğup şair ölmek, şair doğup fakir ölmek...



Yaklaşık 7-8 sene öncesi belki, kadiköyde ortak noktada buluştuğumuz arkadaşlarla ortak olmayan şeyleri paylaştığımız bir fanzin çıkarmıştık. Üç sayı çıkarabilmiştik gerçi. Kendi içimizde bir sükse yapmıştık o dönem. Kimsenin okumadığı bir şeyi milyonlar okuyor modunda sevinebiliyorduk. İsmi de S.i.v.ge.d di. (Sıçarken iyi vakit geçirten dergi) Çok edebi bir anlamı var zannediliyor di mi?
Neyse o fanzinde bir arkadaşımızın şiir sayfası vardı. Böyle lakayıt bir dergide nasıl bir şiir sayfası olacaksa. Bir şiirinin ismiydi bu başlıkta yazdıklarım. Etkilemişti beni bayağı. Daha önceden dediğim gibi kısa ve vurucu kelimeler bütünlüğünü severim.
Başka bir şeyden bahsetcektim ama bahsedesim geldi bundan da.

Onu elde edemeyeceğimi bile bile , çok istediğim bir şey için uğraşmanın bir değeri olup olmayacağını düşündüm bugun. Ümit beslemenin iyi olup olmadığı. İnsanı bataklığa daha çok saplanmasına sebep olup olmadığı. Öyle batmayı beklemek yerine çırpınmak. Sonunda boğulacağını bile bile. Hep çırpınan taraf oldum galiba. Ama çırpınan insanları görüncede elimi uzatsam kurtarabileceğimi bilsem dahi eğildim kulaklarına " çırpınma eninde sonunda boğulacaksın" dedim. Ve öylece batmasını izleyip bir çok bataklığın arasından kendi yoluma gittim.
Hala doğrusunun ne olduğunu bilemem o batan insan vücuduna girdiğimde. Çırpınmalı mıyım yoksa durup izlemeli miyim kendimi. Denersem başarabilir miyim? Denemeli miyim?
Bilmiyorum ya... Bulamadım...

Etme


İlahi aşkı Şems, Mevlana ve Konya'yı terk edip Şam'a göçe karar verince, Mevlana "Etme" diye yakarır ona...






Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

Gracias a la vida


İlk olarak yasmin levy den dinledim ben bunu. O sesine hayran kalmıştım. Daha sonra Mercedes Sosa dan dinledim. Onunki daha durgun daha bir dingin geldi. Ama severim ben şarkılarda arada olan çığırtkanlıkları. Kulak rahatsız edici tiz sesler. İtici gelen şeyler insanları ayakta tutuyor... Sonra yasmin levy den dinlemeyi daha çok sevdiğimi farkettim. Ve dinledim...
İnsanın bir şarkı dinleyiş sürecini neden nasıl tadında anlatması garipsenebilir aslında. Ben şarkıdan çok dinlerken ki hal-i ruhiye me bakıyorum. Yada hali ruhiyetime bakıyorum ne bilim doğru yazamıyorum ben bunu. Düşününce hal-i ruhiye komik oldu biraz neyse. Gracias a lavida bitmemesini istediğim bir ilişkinin bitmesinin ardından dinlediğim şarkıdır. Çünkü kesindir bittiği, ilerde filmvari bir dönüş olmayacağı. Sonlanmıştır herşey ve geriye teşekkür etmek kalmıştır. Bu şarkıyı yada ağıt ı yazan Violeta Parra da gracias a la vida yazmıştır sizin için yasmin levyde yorumlar o sesiyle. "Gracias a la vida ,que me ha dado tanto" .. Teşekkürler hayat bana fazlasıyla verdiğin için...

14 Nisan 2009 Salı

Güneşe aşık kardanadam...


Sadece imkansız. Onu bırak resimle başlık çok alakasız. saçma uyaklar ya da kafiyeler bilmiyorum. Edebiyat bilgim hiç bir zaman iyi olmadı...

Eylül Akşamı


Ne kadar alakasız ve anlamsız aslında nisanın 14ünde eylül hissetmek. Düşününce ne hissettiğimize bağlı oluyor yaşadıklarımız. Kötü şeyleri iyi görebilme mallığına erişebiliyoruz bazen. Çok b.ktan bir şeyden muhteşem anlar çıkarabiliyoruz. Ne anlarsak ve istersek onu yaşıyoruz. Anlatılmak istenenle ilgilenmeden, kaygısız bir yaşam.
Belli hedeflerimiz olmuyor, önümüze gelenleri anlamaya çalışırken arkamızdakileri sallamıyoruz pek.
Sıkıldım ben.
Nisanda eylülü yaşamak daha rahat geliyor bu gibi durumlarda. Çok güzel bir havaya bakıp yağmur yağıyormuşcasına ellerini uzatmak. Islanmak. Gülmek. Boş bir şekilde düşünmek. Neyi düşündüğünü bilmeden. Saçmalamak. Yazarken saçmalamak...
Gerçekten sıkılmışım ya. Olsun gene de seviyorum eylül ü yaşamayı. Güneşin verdiği parlaklık gözümü yoruyor...

13 Nisan 2009 Pazartesi

Başlamadan Biten İlişkiler


İnsanoğlu bir garip oluyor civcivlenme dönemlerinde. Yalnızlık çekici geliyor bir süre ardından yalnız olmanın getirdiği duygular sıkmaya başlıyor. Yeni bir ilişkiye başlama ihtiyacı duyuyorsunuz öte yandan ilişkiye başlarkenki o kısır dönemi yaşamak insana zor geliyor. İlk defa ele ele tutuşmak ilk defa öpüşmek, bazı şeyler için beklentiye sahip olmak. Normal bir insanda ilişkinin amacı olan şeylerin bir yerden sonra geçmişinizinde etkisiyle sıktığını farkediyorsunuz. Ve böylece düzgün bir ilişki yaşayamayan saçma adam profiline bürünüyorsunuz. Bir insanla yaşadığınızda beklentiniz sadece onu tanımak ise bu bir sorun yaratmıyor. Ama normalde çiftler için ilk el ele tutştuğumuz yer ilk beraber olduğumuz yer gibi rituellerin sizi pek tınlamadığını farkediyorsunuz. Çünkü bunların sadece hormonel ihtiyaçlar oldugunu görebiliyorsunuz. Kanserli bir hücre gibi sağlıklı insanların arasında göze batıyorsunuz. Tek gecelik adam olmak dışardan çekici gözüküyor. İçerde ise bir insanı tanımaya çalışan birinin acizliğini yaşıyorsunuz. Güven kaybı ortaya çıkıyor. Güvenilmez oluyorsunuz güvenemiyorsunuz. Ve ardından başlayamadığınız ilişkiniz bitiyor. Arkadaş olmadan sevgili olmak işte. Sizi bitiriyor. Kaybetmek istemediğiniz insanı kaybediyorsunuz. Çok değer verdiğinizi düşündüğünüz ilerde onun için bir şürü şeyi yapmayı düşündüğünüz insan size güvenmiyor. Ne kadar güvenini kazanmak istesenizde onun içindeki büyüyü bitirende siz oluyorsunuz. İnsanların beklentilerini karşılayamamaktan öte birden karşılayınca ilişkide bir anlam kalmadığı düşünülüyor. Daha çok tanımak istiyorsunuz tanıyamıyorsunuz. Hoşlanmanın ilersi olan sevmek kısmına geçemiyorsunuz. Karşınızdakinin aslında sizin için ne kadar değerli olduğunu anlatamıyorsunuz. Üsteleyince itici bir adam üstelemezseniz onu kaybetmeyi kabul eden bir insan oluyorsunuz. Ve birşeyleri kabul ettiğiniz zaman içinizdeki o ndan da bir ödün vermiş oluyorsunuz. Geriliyor ve mutsuzlasıyorsunuz. Herkesin gittiği yola bakan yalnız adam oluyorsunuz. Eliniz cebinizde üzerinize yağmur yağıyor... Yaşadığınız mutlulukları ıslatmamaya çalışıyorsunuz en azından. Bir şeyler için uğraşmak size bir anlam katıyor. Ama bunu belli edemiyorsunuz...

9 Nisan 2009 Perşembe

Vize Saydırmak

Efenim genelde öğrenciler bir derste kalmaktan çok tırsarlar. Dünyanın sonu gibi görülür ama böyle şeyler benim aynı anda 5-6 tane mankenle beraber olmam gibi çok normal ve olağan bir şeydir.
Bu hafta iki sınavım vardı birinin vizesini saydırmadım 20ydi şimdi diceksiniz ulen 20nin neyi sayılır sonra bir girdim çıktım 5 bekleyince keşke saydırsaymışım dedim sonra 3 senedir aldıgım ve gecemediğim diferansiyel denklemler sınavının vizesini saydırdım o da 20ydi. Sonra baktım lan ben hep 20 alıyorum bu nasıl iştir. Neyse böyle bişi işte.

Dünya Bir Kültabağı İçine Güneş Bastırılmış...

Can yücelin şiirinden 2 dize var başlıkta. Zaten şiir 3 dize. Sonuda "ne de izmarit ha" gibi bir şeydi hatırladığım kadarıyla. Bu kadar az kelimeyle bu kadar dolu yazabilmek gerçekten çok zor bana göre. Hep istemişimdir kısa kelimeler dolu cümleler. Ama sarpa sarmıştır demek istediklerim bir yerden sonra.
Neyse iki vize geçti ikisini de eski vizeleri saydırdım haftaya da 2 sınava gircem.. kolay gelsin bana ne diyeyim...

1 Nisan 2009 Çarşamba

Vizeler Başlıyor Sanki

Haftaya vizeler başlayacak gibi bir his var içimde. Böyle bir ikirciklenme, düzgün oturamama, gözlerin uzaklara dalması, sınıfta koşuşturan kızlar, notları birbirinden isteyen insanlar. Öyle bakıyorum bende. Bir tren oldu vizeler benim için. Ben ise bir inek oh otla otla dur. Neyse sınav sınav yazarım buraya. Ya da yazmam bilmiyorum yorgunum...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...