15 Haziran 2009 Pazartesi

Sıcak ve Nazım Hikmet

Bir kaç gündür daralmış durumdayım. Yetiştirmem gereken projeler, güneşin asfaltı eritmesi sayesinde ayakkabıda oluşan yapışıklık. Sinir bozucu. Yazasım yok. Nazım hikmetle geçiştireyim sizi. Güzel bir şiir. Okunulası.

gönlümle baş başa düşündüm demin;
artık bir sihirsiz nefes gibisin.
şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
akisleri sönen bir ses gibisin.

mâziye karışıp sevda yeminim,
bir anda unuttum seni, eminim
kalbimde kalbine yok bile kinim
bence artık sen de herkes gibisin


gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
onlardan kalbime sevda geçmiyor
ben yordum ruhumu biraz da sen yor
çünkü bence şimdi herkes gibisin

yolunu beklerken daha dün gece
kaçıyorum bugün senden gizlice
kalbime baktım da işte iyice
anladım ki sen de herkes gibisin

büsbütün unuttum seni eminim
maziye karıştı şimdi yeminim
kalbimde senin için yok bile kinim
bence sen de şimdi herkes gibisin

11 Haziran 2009 Perşembe

Sıcak, yeni yemekler, yeni mekanlar

Bu aralar evde oturamaz oldum sıcaktan. Çocukluğumdan beri hayalim olan alaskada karlı bir yerde serin serin yaşama fikrini hayata geçirmeyi düşünüyordum ama orası da feci soğuk tırstım şimdi düşününce. Yeni bir sosyal proje üzerinde çalışıyoruz arkadaşlarla, şöyle ki herhangi bir toplanma günü hiç kimsenin gitmediği bir dünya mutfağına gidilcek ardından gene kimsenin gitmediği bir mekana gidilip içilcek. Hint mutfağı üzerinde karar kıldık ilki için. Çok yağlıymış ağırmış falan diye duyduk ama bakalım deneyeceğizdir. Sosyal proje deyince daha ağır bişi gelse de akıllara öyle birşey işte. Neyse yorgunum yazı yazamıyorum bu aralar pek. Her gün biraz daha yaşlanıyorum..

4 Haziran 2009 Perşembe

Araf


Uzun bir süreçtir insanın kendini toparlaması. "Toparlamak" diye tabir edilen normalleşme çabaları. Kendi ben merkezine bir dönüş, güvenememe duygusu çeşitli kompleksler. İçine su katılmış bir bira gibi olmuştur hayat. Tadı benzer daha yavan yalancı bir sarhoşluk.

Zaman geçer. O hep geçer zaten, buna pek takılmamak lazım. Şahit oluruz yanımızdan geçenlere, arkamızda kalanlara ve önümüzden gelenlere. Ya yol veririz, ya geri döneriz, ya da beklemeyi tercih ederiz. Arkada bıraktığımızı zannettiğimiz şeyler genelde önümüzde koşar adım ilerlerken çıkar gerçi. Bir tebessüm kaplar suratımızı o an. Bir ..asktr deriz içimizden. Kendi kendine gülmek denir ya. En tatlı yaşandığı andır bu.

Aşkın en acı yaşandığı andır öte yandan...

Elleriniz ceplerinizde ıslık çalarsınız. Sahte bir gülümseyiş gelir ardından. Dudaklar bükülür inceden, palyaço edasıya üzgün bir suratın üzerine gülümseyen bir çizgi çizersiniz. Duygularınızı siz belirlersiniz. Gülmem mi lazım? Üzülmem mi? Doğal değildir bunlar. Ve bu farkındalık içinizi acıtır.

Geleceğe dair hedefler, yapılması gerekenler, yapılması gerektiği düşünülenler. Hayat bir gelecek belirleme oyununa dönüşür. Şimdiki anı yaşayamamak geleceğe olan bir özlemi körükler. Geleceğe ulaşamamak anı kaybettirir. Arada kalan boşlukta nereye gideceğim dersiniz.
Nereye aitim?
Neye sahibim?

Elinizde olan tek şey bunları düşünebilme yetisidir. Doğru olanı anlayabilme. Bahsettiğim farkındalık. Ne olduğunu bilmek.

Ben buyum. Ben böyleyim...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...