22 Nisan 2010 Perşembe

tweeter tıveter tıvıtır suveter

-Sen gidersen hiç bir erkeğe güvenemem demişti bir hatun kişi. Dağlara çıkarım rahibe olurum demişti. Yok ikincisini dememişti ben uydurdum şimdi. Oysa o kadarda güvenilir bir adam değilim ben. Şaşırmışımdır hep bana addedilen sıfat topluluğuna. Güvenilirdir, sever, güzel sevişir (bunu da ben uydurdum şimdi bak)... İnsan karşısındakiler onu nasıl görüyorsa odur mottosunu benimsemiştim bir dönem baktım ki pek tutmuyor bende.

-kül bulutu geliyor dediler ellerimi açtım öyle bekledim bir b.k olmadı. Hayata bu kadar kesin bakmam güldürüyor beni.

-kendime çok gülerim ben. Ortamda bir espri yapıp herkesten önce güldükten sonra üzerine kritik yapan bir herifim. Sinir bozucu gibi sanki.

-tweeter hadisesinin çekiciliğini hala cözemedim nedir bunu bu kadar özel yapan... algı çeperlerim çalışmıyor.

-içkilimiyim?

-miyim de da ki eklerini oldum olası yanlış yazarım, yazdıktan sonra yanlış yazdığımı farketsem bile düzeltmem öyle bir antikayım.

-ortaokulda türkçe kompozisyonlarımdan hep düşük not alırdım. O çağın ilersindeydim bence. Yada türkçe öğretmeni benim gerimdeydi.

-ikisi arasında bir fark var mı?

-bugun tüm giysilerime baktığımda hepsinin son bahar için olduğunu gördüm. Kış ve yaz için pek birşeyim yok nedense hep eylüllük şeyler giyiyorum.

-... sustum..

21 Nisan 2010 Çarşamba

O ysa ben gezici bir tekel bayisi rüyalarıma sarhoş konuk oluyorum.

Güne yorgun uyandın bugün. Ellerin, her gece yatarken sürdüğün o kreme inat kaskatı kesilmiş. Soğuk. Ayaklarını uzatıyorsun yatağından ama onlar yerle öpüşmek istemiyor. Güne hayli mutsuz uyandın bugün. Güneşe karşı bir sabah tebessümü zor geliyor. Karanlık çekici, karamsar, seni içine çekiyor. Odanın duvarları üzerine yıkılacakmış gibi üzerine geliyor öte yandan kaçmaya çalışmak ezilmeyi kabul etmekten çok daha zor diyorsun. Güne çirkin uyandın bugün, saçların ahenkle dans eden bir havadan uzak köşeye oturmuş seyrediyor seni. Dağılmış, umutsuzca sağa sola sallıyor kendini. Odanın içindeki o durağan hava akımı dahi sürüklemek istemiyor onları gözlerinin üzerine. Ah çekiçi oluyordun sen öyle. Tek gözün üzerine düşen o perçem... Onu ne zaman kulağının arkasına atsam seni körlükten kurtarıyormuşcasına seviniyordum. Bugün bensiz uyanıyorsun güne. Körsün. Çirkin, yorgun, korkak, yalnız, umutsuz, aşksız. Sonuçta gene kalkıyorsun o yataktan, akşamında koyuyorsun başını tekrar o yatağa ve düşünmeden uyuyorsun. Oysa ben gezici bir tekel bayisi rüyalarıma sarhoş konuk oluyorum. kafamı koymam gereken o yastığa dahi ulaşamıyorum. Kayboluyor o küçük yatakta. Seni kaybetmişim ben bu minyatür bermuda şeytan üçgeninde, yatağın kendisini bulmam bile mucize.

18 Nisan 2010 Pazar

Kayıp Zaman


Efenim uzun süredir gene uzay boşluğunda debelendim. Malum atmosfer falan yok gayet mide bulandırıcı bir hadiseydi... Neyse boşlukta elime yüzüme takılanlar;

-arkadaş tarafından mekana götürülmek serisinde bu sefer beşiktaş a doğru yönlendirildim. Tabi ki ben gene uzaylı edasıyla etrafıma ilk defa araba taksi cip bip görüyormuşcasına bakarken arkadaşımda bana mekan beğendirmeye çalışıyordu. Nero cafe varmış bunlar iki taneymiş nero 1 nero 2 olmuşlar gibi bir hikaye sonucunda kaçıncı olduğunu çözemediğim neronun önüne geldik. İçerisini pek tutmadım açıkcası, en üst katı oturulabilir fiyatlar uygun gibi ama yer olmadığından girmedik. Ardından beşiktaş motorları arkanıza alıp ordan yukarı doğru giderken solda chobs adlı bir mekan var. Gayet ruhsuz suratsız sipariş alırken size kafa atacakmışcasına bakan başgarsonuna rağmen idare eden bir mekan. Yemek yemedim ama genelde şarap içildiğini farkettim ama şarap da içmedim. Bir kaç biradan sonra mekanı terkettik.

-Kadim dostum erkin bey lerin yeni kurulan Passatempo grubu kadiköy gitar cafe ve oza cafe de sahne aldı. İkisini de kaçırdım ama siz takip ediniz. Choro calıyorlar. choro ne ola ki derseniz direk ekşiden kopi peyst yaparak

"temelleri 19. yy. da rio de janeiro'da atılan, brezilya'nın popüler janrına dahil bir müzik türü. sözcük anlamı portekizce'de ağlayış, ağıt anlamına gelmekte imiş. janr, yerel söylemi ile chorinho (ağıtçık gibi bir şey olsa gerek) olarak anılmakta imiş.
bir choro eserinde temel olarak flüt, gitar ve küçük, dört telli bir enstrüman olancavaquinho yer alır. yaygın olarak kullanılan diğer enstrümanlar ise mandolin, klarnet, saksafon, trompet ve trombondur."

-öte yandan passatempo grubu feysbuk sayfası


-bu arada bu cavaquinho denen küçük gitar çok tatlı bir şey yaw

-The arrivals adlı bir belgesel izledim çok güldüm. Ateizme karşı zeitgeist kalitesinde din i mantıklı bir çerçevede anlatan bir şey zannetmiştim ki aman aman hiç bulaşmayınız gülünç olmuş.

-din ve mantık? teoloji konusunda çok okumak lazım yanında bonus olarak felsefe de eklersek bu konu üzerine biraz daha tartışabilirim.


-biriyle buluşulacağında, buluşma yerine ilk gelen olmak feci bir şey benim için. Yapacak hiç bir şey bulamıyorum, vapur, otobuş dolmuş bekleyenlerin arasına karışıp onlarla bende bekliyormuş gibi yapıyorum. Tam bir sürü psikolojisi örneğiyim sanki. Sıradakiler hadi mehmet denize atlıyoruz dese arkalarından koşup atlarım herhalde o kadar kapılıyorum duruma. Sonra buluşacağım insan gelip beni sıradan çıkarıyor. İşte o an bir hüzün yaşıyorum, kabullenmiştim o sırayı ben...

-cuma günleri kabloluda italyan kanalı canale 5 te feci eğlenceli bir program var. Akşam başlıyor- mehmet ali erbil tarzında bir heri sunuyor. Küzey ve güney italyadan tipleri toplamışlar yarıştırıyorlar. Gebelde zaten yıllardır bu kuzy ve güney italya arasında bir husumet vardır, kuzeyliler daha şehirli güneyliler köylü olarak adlandırılır içlerinde. Neyse oldukça güzel bir program italyancanız olmasa bile rahatlıkla eğlenebilirsiniz ben de arkadaşın çevirileriyle idare ediyorum zaten :)

-neyse kendinize iyi bakınız

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...