29 Mart 2012 Perşembe

Supernatural da Oynayan İlk Türk

Kiraladığım Eldorado
2008 yazıydı work and travel hadisesi ile amerikaya gittim. Malum work and travelde size bir iş bulunuyor ve bir kaç ay amerikada kalma vizesi veriliyor, neyse önce kanada ya gittim, ilk 3 ay ellerimi balıkların içine soka soka  9000 dolar kazandım sonra hayalim olan new yorku gormek için amerikaya geçtim. New york da biraz takıldım daha sonra ikinci hayalim  new york tan las vegas a kadar olan kısmı otoban vasıtasıyla geze geze katetmek olduğu için 2000 dolara bir el dorado araba aldım. Ama araba demeye bin şahit isteyen vıcırt vıcırt sesler çıkaran demir yığınından başka bir şey değildi. Benzin denen şey ucuz olduğundan doldurup yola çıktım, filedelfiya batı virjinya, kentaki derken otobanda ilerliyordum, hani filmlerde moteller küçük diner rest. cafeler olur ya otoban kenarındaki, onlardan birini görürde dururum hayaliyle delicesine 300-500 basıyordum.



İsmail Türütün bu albümü yol boyunca yanımdaydı
Yanımda ismail türüt kasedi vermiştim coşkuyu neyse bir tane rest in tabelalı bir yer buldum hemen yanında küçük bir restoranı vardı. Arabayı  çektim direk restoranın önüne hatta inceden kaydırarak durdum ilk önce sol ayağımı arabadan indirdim sonra içimden bir ..asktr çektim çizmem yoktu. Acil bir çizme almam lazımdı neyse arabadan indim etrafıma baktım ama kimse yoktu sanki daha yeni zombiler geçmiş herkesi yemişcesine bir görüntü vardı neyse içeri girdim hayalimde kısa etekli çizmeli büyük memeli hatunların servis yaptığı bir restorant vardı ancak içeri girer girmez ben burayı tanıyorum dedim. Bildiğin karaambar kamyoncular derneğine gelmiştim, restoranın arkasına sıra sıra dizilen tırları farketmemiştim, içerisi üsküdar askerlik şubesi gibiydi, sakallı siyah gözlüklü kıllı mıllı bir sürü herif "huarrer ahureer ahaurhau" diye anıra anıra gülerek yemeklerini yiyiyorlardı. Boş yer baktım ama her yer doluydu bende en insana benzeyen iki kamyoncunun masasına "sori" diyerek oturdum. İngilizcem geldiğimden beri mal gibi balık ayıkladığımdan olsa gerek "hello, my name is mehmet, hav ar yu, fuck, pimp ve sori " den öteye gidememişti.


Tipik amerikalı tır şöforu
 Adamlar "hello" dedi ama aksanları bir garipti sonra aralarında türkçe konuşmaya başladılar iri yarı olan küçük olana "olm dün karolaynlaydım of ilik gibi hatun" diyordu ben hemen atladım "abi türk müsünüz "dedim küçük olan "yok türk değiliz türkçe kursuna gittik"dedi ben daha bir mallaşmışken diğeri "ahuahua" gülerek ""daşşak geçme olm çocukla" diyerek bana döndü "tabi türküz selamun aleykum kardeş" dedi. Ben afallamıştım sen git kentuckyi geçerken türk kamyonculara rast gel neyse garson hatun gelmişti hatun dememe bakmayın benden çok bıyıgı ve kasları olan tipik kentucky köylüsüydü. Yanıma yaklaşarak "Selemin Eleyküm ebi" dedi. "N'oluyor lan" dedim bir an korktum önümde iki türk kamyoncu ve ebleh ebleh selamun aleykum dıye bir amerikalı garson kız vardı. Benim terlediğimi kızardığımı gören kamyonculardan biri "lan gorkma lan biz öğrettik türkçe bilir o" dedi, yanındaki "tabe tabe kardeş bir menemen yapıyor parnaklarını yersin" diyerek kıza döndü ve " patrişya bacı bize 3 menemen getir" dedi. Garson kız "temem ebi eyvolli" diyerek gitti. Bende o sırada götüm götüm kaçmaya çalışıyordum beni farkettiler lan ne oldu demeye kalmadan koşa koşa el dorado ya atladım ve yola devam ettim. Artı kendime söz vermiştim bir restorana girmeyecektim. Indiana dan ilinoyi ye geçtim burada oyunculuk kariyerim başlıyordu ve benim bundan hiç haberim yoktu.



Hiç sevmedim ilinoyiyi
İlinoyi desen her yer tarla neyse morton diye bir kasabaya geldim gerçi ismi mortondu ama morton olduğuna dair hiç birşey yazmıyordu biri çıksa burası kayseri dese inanabilirdim. Şansıma amerikan futbolu oyananan sahası vardı bende  çok merak ettiğimden izleyeyim dedim ve sahanın oraya doğru arabayı sürdüm ancak arabadan "yeter lan azıma sctın fak yu fakyu" gibisinden catır cutur sesler cıkıyordu. Herhalde hararet yaptı diyerek kenara çektim ve bir sigara yaktım. Etrafı seyrederken karışıda bir kalabalık farkettim. Bir sürü kamyon araba 20-30 kişi toplanmış birşeye bakıyordu bende meraklıyım tabi hemen yaklaştım.




Sağdaki jensen soldakine kılım
Tırın birinin üstünde supernatural yazıyordu. "Laaaan" dedim hastasıydım bu dizinin hemen kaynak oldum kalabalığa. Kesinlikle ne yapıp etmeli buraya kadar gelmişken dizide oynamalıyım dedim en kötü feysbukluk resim çekerim ortamlara şeklimi gösteririm diye düşünerek kimseye çaktırmadan izbandut gibi korumaları geçtim. Ortam muhteşemdi sağda solda makyajlı kostümlü tipler bir koşuşturma derken dizide dean karakterini oynayan jensen ı farkettim herif hakkatten erkek güzeli bir surata sahipti ama boyu kısa olduğundna" türkiyede iş yapmaz bu" dedim. Yanında sam karakterini oynayan jared vardı. Dizide hep dean karakteri sam dan bahsederken iri miri derdi bende anlamazdım olm bu niye iri diyor hakkatten gördümkü adam 2 metre nerdeyse ama bir suratsız ki sanki yeni telefonunu çarpmışlar edasıyla sinirli sinirli bakıyor sağa sola. Neyse jensen candır diyerek yanına yaklaştım." Hi i lav supernatural heyo hulee" diye karşısına çıktım, kelimeleri o kadar yutarak ve şuursuzca demiştim ki adam dediğimden ne anladıysa gülmekten altına etti ardından anlamadığım ve daha dogrusu sadece" yes, game, oo" kelimelerini anladığım bir cümleyle bana cevap vermişti ve karşılık bekliyordu. Bende böyle durumlarda kullandığım " yes" cevabını vererek tebessüm ettim. "i want to play with you just for a min" diye bir cümle kurdum kendisi bir bok anlamadı ama şansıma nerden olduğunu anlamadığım bir şekilde elime bir text tutuşturdular. Sonra jensen da sırtımı pışpışlayarak kayboldu. Bu ne lan dediğimde gördüm ki bildiğin bir rol vermişlerdi. İncelediğimde yaratık tarafından parçalanan 3. kişi rolünü vermişlerdi. Konuşma olarakda "aaaaauauuauauauuaaaa" demem yetiyordu. OO süper dememe kalmadan bir kaç herif yanıma yaklaşıp üzerime kanlı gömlek giydirdi daha sonra kan poşeti falan yapıştırmaya başladılar , "yes! no! yes! no! action!" derken ne olduğunu anlamadan kıllı mıllı kostümlü bir herif üstüme atladı. Hayvanoğluhayvan üstüme öyle bir atladı ki kafamı betona vurdum sadece" cut" diyen yönetmenin  sesini duydum sonra bayılmışım.



viktoryas sikrıt olsun çamurdan olsun
 Uyandığımda jensen başımda birşeyler diyordu "ağzıma sçtiniz lan" diye sayıklıyordum bende, elime bir 500 dolar sıkıştırdılar. Sonra uzaklaştılar jensen gelip parti vercez katıl sende dedi tamam lan dedim beni takip et deyip lamborcini türevi acaip bir arabaya bindi. Ben daha el doradonun kapısını açıp anahtarı kontağa sokana kadar uzaklaşmıştı. Yarım saat ilinoi içinde dolandıktan sonra bir cafenin önünde arabayı gördüm içeri girdim. Jensen i gördüm "e be peseveng" dedim "insan bir yavaş gider" ama kendisi sanki ona "nasılsın hacı" demişcesine "hello hay may" diyerek elime bir bira tutuşturdu. O an onu gördüm 1.90 boyunda muhteşem suratlı bir hatun jensenla takılıyordu, hatuna çaktırmadan "olm jensen bana yapsana şunu" dedim gene anlamadığım bir kaç şey dedi ama arasında şu kelime vardı "viktoryas sikrıt" evet hatun bir viktoryas sikrıt modeliydi ismi dubriç mubriçli birşeydi, bende gittim kızın kulağına yaklaşıp ince ince üfledim. Aslında çok seksi bir intiba bırakmayı düşünüyordum ama kız " oww whatt oww" diye çığlık atarak korktuğunu belli etti. "Eeh yeter lan" diyerek mekandan ayrılmaya karar verdim, tam giderken jensen "yarın cedar rapids te cekim var oraya gel bir rol veririz" anlamına geldiğini çözebildiğim bir şeyler dedi. "Tamam" diyerek eldoradoma doğru uyumak üzere seyirttim.




cedar rapids denilince aklıma hep kurabiye geliyor
Sabah kalktığımda direk cedar rapidse gittim. Ekibi bulmak zor olmadı bizdeki gibi 1-2 kamyonla çalışmıyor adamlar an az 5-6 kamyon bir kaç araba ve bisikletleri vardı. Neyse sete girdiğimde elime yeni text leri verdiler. Bu sefer yaratık tarafından ısırılan 2. kişi rolünü vermişlerdi." Tşşakmı geçionuz lan benle" dedim. Tabi kimse anlamadı "olsun kariyerim gittikçe yükseliyor" diyerek rolümü kabul ettim.





Bir kaç hafta bunlarla takıldım. Ardından Türkiyeye döndüm oynadığım bölümleri bekledim ama ne göreyim hiç bir bölümde gözükmüyordum Şerefsiz yönetmen canavara en fazla bir kişi yediriyor gerisini göstermiyordu. "Ulan jensen" dedim içimden, ama iyi adamdı hakkını yememek lazım. Gerçi bu ilk değil daha öncede star trek te foton subayı olarak oynamıştım ama türkiyeye geldiğimde foton subayı diye bir şey olmadığını aslında çay getir götür işini bana kaktıklarını öğrenmiştim.
Sonuç olarak supernaturalda oynayan ilk türk bendim. Her ne kadar gözükmesemde bir katkım vardı.

28 Mart 2012 Çarşamba

Toplum ve İnsana Attığı Acımasız Yumruklar II

Televizyon müthiş bir icat aslında kimbilir ilk çıktığı dönem bu kadar etkili olacağı tahmin edilmiyordu belki. Bilgisayarlar içinde öyle demişlerdi ilk çıktıkları dönem son kullanıcı için çok pahalı olduğundan yokolup gidecek bir teknoloji olarak bakıyorlardı. Neyse televizyon diyordum. Muhteşem bir mallaştırma makinesi, aptallık kutusu tabiri caizse. Gözüne ışık tutulmuş kuş gibi saatlerce baktığınız bir alet. Hayatı boyunca televizyon görmemiş bir adam için fatmagülün şucu ne adlı diziyi izlerken nasıl göründüğünüzü düşünün. Dikdörtgen ışıklı ve sesli bir kutuya 2 saat boyunca bakan aynı esnada gülen ağlayan şaşıran bir insan. Aklınıza gelen ilk şey delilik olur.


       Sistemde insanlar ne kadar düşünürse o kadar aşağı itilirler. Ne kadar düşünmezse ve he he diyip geçerse o kadar üste konulurlar. İnsanlar sorunlarla sıkıntılarla bilgiye aç sorularla gelen kişileri sevmez yanından uzaklaştırır, aklı ile oynayabileceği kendi kurallarını dayatabileceği, isteklerini yaptırabileceği kimseleri yanında tutar. Televizyon nasıl bir aptal kutusu ise Toplum için düşünmek bir aptallıktır. Düşünmeye gerek yoktur, neden düşünelim ki! Aç sörvayvır ünlüler gönüllüleri mis kim zıplamış kim atlamış 3 saat boyunca seyret. Oh düşünmene gerek yok tek derdin ada konseyinde kim kime kaçacak o olsun, ondan sonra o bitsin aç fatmagülü muhteşem yüzyılı kanuniden gir fatmagülden çık arada reklamlarla beynini doldur ardından televizyonu kapa yat uyu sabah kalk işe git akşam tekrar devam et. Aslında o sabah kallkıp gittiğimiz ve tüm günü geçirdiğimiz işyeri dediğimiz yer bizim çalıştığımız yer değil, asıl işimiz eve gelip televizyonu açtığımızda başlıyor. Televizyon işçisi olmuşuz hepimiz ve karşılığında para almıyoruz üstüne beynimizi ve zamanımızı veriyoruz. Zaman derken hergün 2 saat televizyon izlediğimizi düşünelim ortalama yaşam ömrümüzde 60 sene olsun su an minimum 20 yaşında olduğunuzu düşünerek 20 senesini atalım kaldı 40:) bir günde ortalama 8 saat uyuduğumuzu düşünelim;

bir ayın 10 günü
senenin 120 günü
40 senenin ise 13 senesi uyumakla geçiyor.





 Öyle ki ben öğrenciyken 10 saatten aşağı uyumayan bir hayvandım oraya değinmiyorum. Neyse bize kalan 27 sene. Ne kadar az değil mi? Hani daha afrikaya gidecektik papua yenigine de maymun sevecektik? Venedikte gondoldan şıpır şıpır su fışlatcaktık? neyse bu 27 senede haftada 5 gün sadece 5 saat calıstığımızı düşünelim ki nerede çalışıyorsak artık bu kadar az, olsun biz kaliforniya valisi yada mişigın kaymakamı olduğumuzu düşünelim neyse haftanın sadece 5 günü ve günde 5 saat çalışırsak;

haftada 25 saat
ayda 100 saat
senede ise 1200 saat yani 50 günümüz
27 senede ise 1350 günümüz yani 4 senemiz çalışmakla geçti.

Geriye ne kaldı 23 sene. Ve bu şu an 20 yaşında olanlar için geçerli. Eğer 30 yaşında iseniz size kalan 13 sene.

Neyse siz 20 yaşındasınız diyelim ve elinizde sadece 23 sene var kendinize ayırabileceğiniz. Ve bu minimum olan süre yok tibette 90 sene yaşayan biri olmayı hayal ediyorsanız size bir şey diyemem ama bu zamanı iyi kullanmaya bakın. Günde 2 saat televizyon izlerseniz bu 23 senenin 2 senesini sörvayvıra, fatmagüle, osmanla izdivaç programlarına vermiş olursunuz.

E ben bunları izlemiyorum televizyonda cnbc-e belgesel başka birşey izlemem birde movie max, e ben napacağım?

Günde iki saat çita izliyorsanız gidin afrikaya kendisini görün daha mantıklı bence hatta şimdi bir kenyada safari turu ne kadarmış bakalım,
 Kenya Safari Turu

 yuh 1669 avro yani 3.800 tl falan  tabi siz mallık yapıp turla gitmeyin alın uçak biletini kendiniz takılın onun fiyatına bakalım merak ettim yahu kenyaya uçak bileti gidiş dönüş;
Kenya Gidiş Dönüş (link çalışır umarım)

Gidiş dönüş THY 625 avro 1500 tl e gidin işte orda bir otel ucuz bulursunuz takılırsınız.

Zaman konusunu yeterince ayrıntılı anlatabildim sanırım yani hayatımız çok kısa ve göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor en azından bu kısa zamanda hayalleriniz gerçekleştirin yapmak istedikleriniz yapın, eğer hayaliniz televizyon izlemekse izleyin anasını satim sabah akşam televizyon izleyin ama bunu siz istediğiniz için yapın.



Toplum ölümsüzdür. Çünkü toplumu oluşturan bireyler bir nehir edasıyla toplumun önünden akar giderler. Nehrin başında doğup sonunda ölürler ama arkadan yenileri doğar ve onlarda ölür sonra yeniden doğar... Toplum sizi o nehirin başında izler ve o ölen insanların kötü huylarını iyi huylarını aşklarını, sevgilerini, intikam duygusunu, oyunlarını, hayallerini, umutlarını sentezler. Bunları birbirine karıştırır ve elde ettiği bu tatsız acaip lapayı yeni doğanlara yedirmeye çalışır.

Hesapladığımız o 23 sene nehrin başından sonuna kadar akacağımız süredir. Ve o zaman içinde size toplum tarafından o tatsız tuzsuz lapa zorla yedirilmeye çalışılır.

Yemeyiniz.

Düşünün yeter.

24 Mart 2012 Cumartesi

Diablo 3 Collector's Edition

Uğruna cucugumu kesebileceğim Diablo 3 Collector's Edition 15 mayıs ta geliyor. Gerçi Aral ithalat  Türkiye ye ne zaman getirir bilinmez ama facebook sayfalarında 15 mayıs da gece satışı yapacaklarını söylüyorlar. Gece satışı olursa apple için kamp yapan manyaklar gibi gider beklerim açıkcası.

Ama yani değmez mi? Koskoca diablo 12 sene beklemişim ben bunu oynamak için;


23 Mart 2012 Cuma

Üvercinka

Cemal Süreyanın  ilk siir kitabina adini veren siirin ismi Üvercinka. Okuyun ezberlemelik ardından sevgiliye uzaklara baka baka okumalık;


böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
en uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
kesmemeye
laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
bütün kara parçalarında
afrika dahil

aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
yatakta yatmayı bildiğin kadar
sayın tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
bütün kara parçaları için
afrika dahil

senin bir havan var beni asıl saran o
onunla daha bir değere biniyor soluk almak
sabahları acıktığı için haklı
gününü kazanıp kurtardı diye güzel
birçok çiçek adları gibi güzel
en tanınmış kırmızılarla açan
bütün kara parçalarında
afrika dahil

birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
değerlendiremez
bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
iki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
bütün kara parçalarında
afrika dahil

burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
aklıma kadeh tutuşların geliyor
çiçek pasajında akşamüstleri
asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
bütün kara parçalarında
afrika hariç değil

Panda Beslemek

Efenim senelerdir Panda beslemek gibi bir hayalim var ancak bunlar türü tehlikede olduğu için beslenemiyor tabi. Ama ne asil tembel koala kıvamında uykucu hayvanlardır pandalar. Zaten panda dan sonra sevdiğim ikinci hayvan koala. Neymiş o yavru köpek kedi falan panda varken yüzüne bakmam bunların, al eve bir tane sarıl uyu mis. Neyse bu yazıda pandalar nedir, ne yapar yenir mi beslenir mi diye tanıtmak adına bir kaç resim koydum;


Günün 20 saati uyuyan panda


 Mekik çeken sporcu Panda


"Nereden sevdim o zalımı" diyen arabesk panda


Geceden Kalma Hangover Panda


Kaydıraktan Kayan Oyuncu Panda


Kaydıraktan Kafaüstü Düşen Panda


Lehölöy Lehölöy Bülülüü diye Sevinen Panda

21 Mart 2012 Çarşamba

Game of Thrones 2. Sezon: "Price for Our Sins" Trailer Türkçe Altyazılı

Efenim bayağı bir aradan sonra 26 Mart Pazartesi Yayına dönecek olan Game Of Thrones 2. Sezonun Türkçe altyazılı tanıtım filmi.

Ekşi sözlükten hieron nickli bir arkadaş şiir yazmış bu diziye belirtmeden edemeyeceğim. Sezen yıldırım sağolsun soyledi böle böle böle bişi var böle böle dedi bende ekledim:)


Winterfellden yola çıktı Yiğitler

reyizin piçi çıktı büyük duvara
sarı cüce düştü karıya kumara
haber salın ceymi denen davara
winterfellden yola çıktı yiğitler

yola çıkın çadırları toplayın
atlarılan ovaları kaplayın
drogo derler yiğit öldü ağlayın
winterfellden yola çıktı yiğitler

kuzeyde mavi gözlü iblis ürüdü
winterfelli bembeyaz kar bürüdü
reyiz öldü bir boz kurt uludu
winterfellden yola çıktı yiğitler...

anan vermiş öz dayına meyili
yok nasılsa olsa zinanın delili
cofri piçi senin günlerin sayılı
winterfellden yola çıktı yiğitler

ibne imiş şol lordların hepisi
yılan imiş robert reyizin karısı
seni bulacaam olm cofri sarısı
winterfellden yola çıktı yiğitler

jorah reyiz ak saçlıya boş değil
taze dula bu yaptığı hoş değil
gönül sevmiş,gizli sevda suç değil
winterfellden yola çıktı yiğitle

17 Mart 2012 Cumartesi

Evet Ama Bir Lokomotif Bunu Yapabilir mi bakalım?


 

-Okuduğum ilk Woody Allen Kitabı olduğundan dolayı ayrı bir yeri vardır bu kitabın. Kısa hikayeler vardır içinde özellikle vampir li olanı kesinlikle okuyunuz neyse demek istediğim şuydu aslında bir insan nasıl böyle isim koyabilir ki kitabına. Ben olsam Yarık Portakal, Kabzımal, Meyve Sepeti, Orman Yeşili Alaca Muz, Göbek Göbek Salata v.b. elif şafak ve orhan pamuk tarzı bir kitap ismi koyardım daha bir etkili olurdu sanki.

-2 adımda Elif Şafak Gibi Kitap İsmi Koymak;
 Birinci adım birbiriyle alakasız iki nesne bulunur,birincisi sucuk olsun ikincisi tekerlek, İkinci adım bunlar birleştirilir Tekerlek Sucuk hatta araya ek konularak daha çarpıcı kitap isimleri elde edebilirsiniz Tekerlek gibi Sucuk ve hatta kişi veyahut aile ismi ekleyerek romanınızı iç devinimli dramatik bir yapıya bürüyebilirsiniz Osman Bey ve Tekerlek Sucuk

- Bu bloga girenler eğer gugıl dan yönlendirildiyse hangi arama kelimeleri sayesinde buraya geldiler diye bakabildiğim bir site var ama öyle acaip aramalar  sonucu buraya gelen zıyaretciler var ki küçük dilimi yuttum (Bu küçük dilimi yuttum kelime öbeğini hiç kullanamıyorum ben genelde) bir kaçını yazıp irdelemek istedim;

biscolata erkekler diye gugılda resim aratıp buraya gelen çok arkadaş var ama buldukları şey mehmet olunca tabi üzülüyorum kendilerine

gebzeli kızlar Bir arkadaş gebzeli kızlar diye gugıla resim araması yapmış, gugılda sanki gebzenin en önde bayrak sallayanı benmişcesine bana yönlendirmiş. Hayır bir insan niye gebzeli kızlar resimi arar sonra niye benim siteye gelir neoluyor yahu

dünyanın en büyük boku evet biri bunu aratmış adam yazmış gugıla, dünyanın en büyük boku görselleri seçmiş benim siteye gelmiş. Takdir ediyorum arkadaşı bu azimle puuu neler neler

fenerin galatasaraya yazdığı şiir evet bayağı bildiğin fenerin galatasaraya yazdığı şiiri aratıp arifin mencıstıra attıgı golu ararken buraya geldim misalı uzay bosluguna düşmüş. Nasıl bir şiir yahu bu bende merak ettim

ağaç yaş iken eğilir drama takdir ediyorum bu arkadaşı da gayet teatral bir arama sonucu mehmet gibi sanatçı bir kişilikle karşılaştığından dolayı cok mutlu olsa gerek

dünyanın en büyük silgisi blogluktan cıkıp guiness (doğrumu yazdım yahu) rekorlar kitabına dönmüşüm haberim yok. Ulen gugıl ne acaip bişisin sen

ağır metallerle ilgili karikatür  bunu aratan arkadaş mı karikatürü çizenmi yoksa bu siteye yönlendiren gugılmı daha ağır hasta çözemedim komiksee söyleyin bizde gülelim (ortaokul hocam derdi bunu kıl olurdum)


13 Mart 2012 Salı

Tahtadan Yapılmış O Eski Beyaz Balıkçı Kulübesi


İlk once parcayı acıyoruz;


   Vakti zamanında übersonik şahsiyet olan dayımın bir neyşınıl ceogrofik dergisi vardı. Hani her evde olur ya beş sene on sene geçse dahi bir eski püskü dergi evin köşesinde senelerce durur ne atılır ne temizlenir, sanki o dergiyle büyürsünüz ve her okuduğunuzda başka bir açıdan bakarsınız. O zamanlar neyşınıl ceogrofik Türkiye de yayınlanmadığı için zannederim dayım ya almanyadan yada başka bir ülkeden getirmişti dergi yabancı dildi büyük ihtimal almanca diye hatırlıyorum neyse okumazdım tabi sadece resimlerine bakardım. Çocukluğum boyunca resimlerine baktım o derginin ben. Derginin bir bölümünde her ülkeden insan kendi yemek sofralarını gösteriyordu öyle bir konsept yapmışlardı o sayıya özel, mesela japon bir abinin evindeki kahvaltı masası vardı bir sayfada, nun yanında rusyadan bir ablanın sofrası, sonra amerika dan bir aile, ardından brezilyalı bir sürü çocuğu olan bir ailenin yemek sofrası. Daha hatırlamadığım bir çok ülkeyi geçtikten sonra bir iskandinav ülkesine gelmiştim aile bembeyaz bir masanın üstüne acaip acaip şeyler koymuştu ancak benim ilgimi çeken sofradan çok o evin görünümüydü, resmen aşık olmuştum öte yandan ulen adamların sofraya bak bizim sofraya bak peynir ekmek salam sucuk.. adamların masası dergiye çıkacak ya maşallah bütün köyde ne yiyecek varsa masaya dizip resmini çekmişlerdi bende haliye bizim masayla karşılaştırınca bunları sabah akşam kont edasıyla bu kahvaltıyı ettiklerini zannederdim. İnceden bir kıskançlıkla evdeki eşyaları inceledim. Genelde beyaz eski ahşap kullanmışlardı, oldukça sadeydi ne televizyon ne radyo zannederim balıkçı eviydi. Ama o an bana huzur nedir mehmet diye sorsan ilk önce çokokrem ardından bu ev derdim. E tabi çokokrem benim zor ulaşılabilir bir şeydi tabi severdim çok.

 Ardından neyşınıl ceogrofic derdi sahipleri mehmet herhalde yeterince kıskanmamış olacak hadi şunun dötünü tavana vurduralım diye kararlaştırmış olacak ki o evin üstteki resime benzeyen köyünün bulunduğu bir fotoğrafı yan sayfaya koymuşlardı. "Laaaaaaan!" demiştim sadece "lan". O zamanlar lan demek bir ritueldi şaşırdığımda korktuğumda küfretmek istediğimde sevdiğimde "lan" derdim. Resim muhteşemdi, sanki yüzüyormuşcasına duran balıkçı evleri önlerinde insanlar ve ne yaptığı belli olmayan kedi ve köpekleriye o an burada yaşamak istiyorum ben dedim. Sanki Osmanlı dönemindeki batı hayranları gibi olmuştum. O an beni kessen içimden bir stjaudsshen erikson johansın çıkabilirdi.  

Bu yüzden bu iskandinav mimarisini sevdim ben hep, küçük balıkçı köylerini, telaşsız yaşayan insanları, akşam eve geldiğinde kapısını kapamayan yaşlı kadını, balık için iskelenin altında sabahlayan kirli kediyi, bir gözü görmeyen martıyı, hayattan bezmiş sokak köpeklerini, ve bir akşam benimde bunların arasında olan evime girme ihtimalimi sevdim.

Bri şekilde geçinip akşam eve geldiğimde o ahşap camın kenarına bir küllük ve viski şişesini koyduktan sonra denizdeki martıları sayarak uyuyakaldığım geceyi hayal ettim.

Hayaller insanların yaşama sebebidir aslında, kimileri ise hayale sahip olmaz sonucunu bileceği adımları atar, nerde ayrılacağını bildiği insanlarla beraber olur. Sürprize yer yoktur bu gibi kişilerin hayatında. Aksiyon olmaz, akşam sinemaya gider belki daha sonra meyhaneye veyahut bir pub ın önüne çöker. Düşünür. Ne düşünür? Bir b.k düşünmez. Niye param yok der niye şu yok niye bu yok... Hayali olan insan içmez mi? O da içer. O meyhaneye gider içer, içer, içer.. Düşünür. Ne düşünür? Ah şimdi şunu yapmak vardı, ah şimdi şöyle olsaydı... Hayaller insana umut verir ama bir uyuşturucu gibi kapıldıkça gerçekten koparır gittikçe olağanüstü yapamayacağınız şeylere dönüşür. İşte o zaman insan kendini kaybeder, hayalleri ise.. Onları çoktan kaybetmiştir.

İnsan hayatı iki kişi ile yaşanacak kadar basit değildir demiştim daha önceki yazımda. Aslında yazının buraya kadar olan kısmı bunu anlattım. iki insanın beraber olmasının zorluğu işte budur. Siz bir sevgili aradığınızda ya da akşam o yastığa başınızı koyup düşündüğünüzde, hayatınızı geçireceğiniz ve aşık olacağınız veya olduğunuz o insanı hemen aklınıza getirirsiniz. Güzel veya yakışıklı olmasını istersiniz, iyi yemek yapmasını, spor yapmasını, renkli gözlü sarı saçşı olmasını, belki ufak çillere sahip kızılımsı suratlı, paralı yatı veya evi olmasını, iyi sevişmesini, güzel kokmasını, çok yumuşakca sarılmasını, tatlı olmasını, muhteşem gülmesini, ağlarken dahi güzelleşebilmesini, karizmatik sesini, kadife ayarında ellerini, seksi görünmesini, yürüyüşünü, mesleğini, hayvanı olup olmadığını, ailenizi sevip sevmeyeceğini, bir gün gidip gitmeyeceğini, gururlu olmasını, çok nazik olmasını, enstrüman çalıp çalamayacağı, sizi bırakabilme ihtimali olup olmayacağını düşünürsünüz...

Ama hiç bir zaman Hayallerini düşünmezsiniz. Bir oyuncak gibi istersiniz sevgiliyi, size özel yapılan bir hediye gibi. Oysa onun da bir hayalleri olabileceği aklınıza gelmez.

Sevdiğiniz birlikte olmak istediğiniz insanın tipine saçına parasına değil Hayallerine bakın. Eğer aynı evi, aynı çimeni, ayni denizi, aynı gökyüzünü, düşleyebiliyorsanız...

 Kelimeler kifayetsizdir.

Ben hep insanların hayallerine baktım bu yüzden. İçinde tahtadan yapılmış o eski beyaz balıkçı kulübesinin olduğu hayalleri bulmayı umdum...

Bulamadım yahu...



10 Mart 2012 Cumartesi

Toplum ve İnsana Attığı Acımasız Yumruklar

              Dikkat bu yazı ağır düşünceler içerir, yazması uzun sürmüştür yazarı yormuştur. Düşünmeye meyilli değilseniz okumayınız

-E ama ben düşünmeye meyilli değilim ne yapmalıyım?
 ne bilim len ben ben de düşünmüyorum bazen mis ne güzel vapurlar martılar kafa boş aynen şu şekilde bakıyorum düşünmediğim zamanlar;

  Mehmet düşünmediği zaman


 Şimdi konuya dönersem, toplum dediğimiz şey bir sürü insanın yanyana oluşturduğu sosyal birlik. Bir askeriye gibi adeta kendi içinde kuralları olan yeri gelince dışlayan yeri gelince bağrına basan canlı bir organizmadır. Çünkü toplumu oluşturan şeyler sen ben o dizide oynayan ünlü kadın adriana lima, beğenmediğin kapıcı, karşı komşu, nasadaki astronot amca... bunların hepsi topluma dahildir.

Toplum bir büyücüdür. Bir jedi edasıyla zihninle oynar seni istemediğin bir şey için delirtir, istediklerini nefret ettirir, sevmediklerini sevdirir, sevdiklerini uzaklaştırır. Bireysel bilincin, onlarca, yüzlerce milyonlarca bilinç ile birleşip paranoyaklaşmasının sonucudur.

Küçük bir hikaye var bu konuda aslında daha iyi açıklayacak buyrunuz;

        Kafese beş maymun koyarlar. Ortaya da bir merdiven konur ve tepesine de iple bir kangal muz asılır. Maymunlar merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan hepsinin üzerine tazyikli soğuk su sıkılır. Bir maymun aynı denemeyi yaparsa, hepsinin üzerine buz gibi tazyikli soğuk su sıkılarak cezalandırılırlar. Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanma cezasından korktuklarından merdivene yaklaşmazlar. Bir süre sonra cezayı unutup merdivene ve muzlara doğru hareketlenen maymunu diğer maymunlar engellemeye başlarlar. Sonunda hiç biri merdivene yaklaşmaz ve beş maymunda merdivene yaklaşmamaları gerektiğini böylece öğrenmiş olurlar. Bu maymunlardan biri dışarı alınır, yerine yeni bir maymun konulur. Yeni maymunun ilk yaptığı iş, koşup muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak ister, fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu çok feci döverler. Daha sonra ıslanmış dört maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir. Yeni gelen maymunda hemen merdivene ilk yaptığı atakta diğer maymunlardan dayak yer. Bu maymunu en şiddetli ve istekli döven de ondan önce kafese giren ve diğerleri tarafından engellenen ve ilk dayağı yiyen birinci yeni maymundur. Islanma cezası verilen maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Bu da ilk atağında diğerleri tarafından şiddetli dövülerek cezalandırılır. Diğer dört maymundan su cezasından sonra yeni gelen ikisinin yeni gelen üçüncü maymunu niye dövdükleri konusunda hiçbir fikirleri yoktur ama en iştahlı dövenler de onlardır. Sonra en başta ıslanma cezasına uğrayan maymunların dördüncü dışarı alınarak yerine yeni maymun konur. Bu da hemen merdivene ve muzlara koşunca diğer dört maymun tarafından engellenerek şiddetlice dövülür. Fakat üç maymun bu yeni geleni niçin dövdüklerini bilmezler. Nihayet beşinci maymunda kafesten alınarak yerine yeni maymun konur. Tabii ki bu maymunda aç, merdivene koşarken dört maymun onu engelleyerek feci şekilde döverler. Bu beş maymun tazyikli su cezası ile cezalandırılmadıkları hâlde, birbirlerini niçin engellediklerini ve dövdüklerini bilmezler ve tepelerinde o bir kangal muz hâlâ asılı olduğu hâlde, artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır.
(Tabi ki hikayeyi kopi peyst yazdım benim imlalarım bu kadar düzgün olsaydı nobel edebiyat ödülü alırdım yahu)
        Toplumun size verdiği en büyük zarar budur. Ne yaptığınızı bilmezsiniz o size arkadaşlarınız anneniz babanız sevgiliniz aracılığıyla ince ince yaptırır. Unutma bir kurbağayı kaynar suya direk atarsanız zıplayıp kaçar ama ılık bir suyun içine koyup inceden inceden altını yakarsanız bizim kurbağa mal mal bekler ne olduğunu anlamaz.

Buraya kadar kafayı dağıtmak için ara veriniz bunu izleyiniz bir sigara içip geliyorum;

 Off :) Pandaları cok seviyorum yahu bahçeli evim olsa direk beslemeyi düşünüyorum ama nerden bulacağımı çözemedim hala.

Neyse beyin bedava, kafayı biraz boşalttık. Kaldığım yerden devam ediyorum efenim bu arada şu parçayıda alttan ince ince açınız subliminal mesaj veriyorum. Yok len ne subliminali bildiğin güzel şarkı society mociety konuyla alakalı güzeldir. "Ah toplum umarım bensiz yalnız değilsindir" der eddie vedder...


   Din, hakkında konuşulması tehlikeli bir konudur.  İnsanlar inançları için çılgınca şeyler yapabiliyor daha sonra yarın biri kapıma dayanır beni keser diye tırstığım için çok fazla yorum yapmıyorum bu konuda ancak benim de diyeceklerim var. Her inanışa saygı duyarım ben müslüman, hristiyan, yahudi bana hepsi paris. Budizm var onu daha çok din olarak değilde yaşam felsefesi olarak goruyorum aslında. Neyse sonuçta sokakta bir taşı önüne alıp dua eden bir adam görürsem ne yapıyorsun manyak mısın demem onu kendine bırakırım herkesin inancı ve tuttuğu kendinedir. Toplum din konusunda oldukça baskıcıdır. Eğer siz kaliforniya ya da mişigında her pazar kiliseye giden bir ailenin çocugu olarak doğarsanız buyuk ihtimal katolik olursunuz, türkiyede doğarsanız müslüman, çocukluğunuz evinizden babanızı ağlama duvarında ağlarken seyretmekle geçtiyse yahudi olursunuz.  Hangi dine karşı yatkın olacağınızı aileniz belirler. Aileniz ateist ise ateis bir ortamda yetiştiğinizden dolayı ateizme karşı yatkınlığınız olur. Daha sonra düşünmeye başladğınızda az biraz teolojiye ilginiz dininizi değiştirir yada değiştirmezsiniz. Değinmek istediğim şey ailenin ülkenin ve yetişme şeklinizin toplumun bu konuda ne kadar etkili olduğunu göstermek.

Doğarsınız ve okula başlarsınız ancak her yerde değil sudan da doğsanız okula başlamayabilir toz toprak içinde koşturur durursunuz. Hayat acımasızdır ve kesinlikle ama kesinlikle adaletli değildir. Herkes çeşitli sağlık koşullarının yarattığı istisnalar hariç eşit doğar ancak ailesinin durumu, doğduğu ülke, doğduğu zaman ve daha bir çok kıstasın birleşmesi sonucu oluşan elekten geçerek o masum ve default bebek modundan zengin bebek, apaçi bebek, fakir bebek, yalnız bebek kategorilerine ayrılır. Ve hiç bir şey yapamazsınız. Hayat sizi akan bir dereye atıp arkasını dönmüştür. Sizin elinizde kıyıya yüzüp kendinizi kurtarmak kalmıştır. Ama kimileri o kıyıyı çok uzakta görür, kimisi hiç görmez, kimisi ise derenin akışına kendini bırakır.

-Bir bira almam lazım kaçıyorum geleceğimdir kendi kendine konuşan bir göbeğim var benden ayrı bir cumhuriyet bu arada alkolsüz bira alan insanı anlayabildiğim gün bir level daha atlayacağımı hissediyorum. Ben gelene kadar yeni bir şarkı;

Evet. İlişki konusuna gelelim. Toplum bu konuda genelde tutucudur. Amerika , amsterdam , hono lulu örneği vereceğime Türkiye de nasıl onu konuşmak istiyorum. Gerçi Türkiye de de bölge bölge farklılıklar yaşanıyor tabi ben istanbul u ele alıyorum ki doğuya girersem hiç çıkamam, çocuk yaşta evlendirilen kızlar okutulmayan dövülen vurulan öldürülen kızlar ve erkekler... Toplum tehlikelidir eğer arasında yer almak istemiyorsanız tamam hocam sen gelme demez. Geleceksin lan! der. Vurur, acıtır. İstanbulda orta halli bir ailede yaşayan biri iseniz ilkokula gidersiniz sonra ortaokul sonra lise ve ardından üniversiteye gidersiniz. Sanki bu zoraki olmazsa olmaz bir kaideymişcesine size çocukluğunuzdan beri dayatılır. Aileler kendi veremedikleri kültürü ve eğitimi, hatta aileden cok toplum kendi veremediği vermeye üşendiği eğitimi dikdörtgen binalarda üniformalar içinde askeri düzende senelerce aynı bilgileri ezberleterek verebileceği yer olan okul dediğimiz kurumları kullanırlar. Ama sistem oyle bir hale gelmiştir ki ben bunları dediğimde hadi lan ordan demenizden mütevellit okul gercekten zorunlu bir hale gelmiştir.

E ne yapalım okula gitmeyelim mi?

Gideceksin tabi. Eğer iş bulmak istiyorsan, para kazanmak istiyorsan, o hatun kişiyi arabanla gezdirmek istiyorsan, o cocuga ben ayaklarımın üzerinde durabiliyorum işte demek istiyorsan... Okula gitmek zorundasin. Kültür dediğim o bilgi birikimi ne yazık ki sadece okullarda kaldı.

Neyse okul bitti ne yapacaksın evleneceksin.  Özellikle ailen senden cok ister bunu. Aileler kendi yapamadıklarını çocuklarına yaptırmakla yükümlü bir patron gibidir. Ben doktor olamadım sen ol ben şunu yapamadım sen yap. Evlen.. Size güzel ve az düşünen bir kız bulurlar ve o da hayatı boyunca tek işlevinin çocuk yapmak ve siz eve geldiğinizde yemek yapmak olduğunu zanneder. Ya da size yakışıklı bir çocuk bulur ve tek gorevinin size bakmak oldugunu soyleyen bu adamla bir ev içinde yasarsınız. Evet onu seversiniz, sevişirsiniz. Ama hayat iki kişi yaşanabilecek kadar parçalanabilecek ve uyumlu bir hale getirilebilecek yapıya sahip değildir. Her zaman bir kişinin ödün vermesi gerekir. Önemli değil aşığım dersiniz ödün vermeye hazırım dersiniz ancak yavaş yavaş azalır bitersiniz.

Peki ben bu toplumdan nasıl kurtulurum?
Ahah işte en zevkli kısmı bu. Kurtulamazsın. Sen şu an bu blogu okuyabiliyorsan dahi bu toplumun içindesin, kendini kandırabilirsin evet istediklerimi yaşıyorum istediğim şeyi yapıyorum onu seviyorum lan ben mal herif diyebilirsin. Ama unutma ki toplum senin kendi benliğinin kabul etmeyeceği bir şeyi mutlaka ince ince sana dayatmıştır.

En azından kalıplarınızdan kurtulun, düşünün. Hadi dağa gidelim yalnız yaşayalım demiyorum tabi napıcam len dağbaşında gidin bir bara yeni insanlarla tanışın yeni ilişkiler kurun. Bir insana bağlı kalmayın hayatınızı bir kişiye adamayın sadece tek bir şey yapmayın tek bir şeyde uzmanlaşmayın çok yönlü olun bir ülkede bir şehirde yaşamayın bit ülkede değil dünyada yaşadığınızı düşünün.

Konuyu burada kapıyorum. Ha bu arada dediklerimi farklı bir bakış açısı olarak algılayınız doğru değil yada doğru sadece farklı düşününüz.

Çok uzun sürdü yazı yahu hafifde içkiliyim yoruldum uyuyorum, lütfen en azından bazı konularda düşündürebildiysem yorum yapınız ki ulen ne güzel yazmısım da insanlar düşünmüş diyerek kendimi nutella alarak ödüllendireyim :)

9 Mart 2012 Cuma

Kafasına Top Çarpan Çocuğun Dramı

Bu sıkıcı cuma gününde bir dram komedi korku videosu. Evet ama hangimizin içinde o kafasına top çarpan çocuk yok ki? Hayat böyledir hiç bilmediğiniz anda kafanıza darbe yersiniz popo üstü düşersiniz. Önemli olan yeniden kalkmaktır. Ama o top bana çarpsa kalkamam ben, azimliymiş velet bravo.


6 Mart 2012 Salı

Sümük Soktoru, At boku doktoru !


     Bazı zamanlar öyle bir sıkılıyorum ki aynı fırat misali yerde buluyorum kendimi. Çocukken astronot olcaktım n'oldu? Babayı oldum afedersin. En azından Nasa'ya girebilseydim iyiydi. Dünyanın gelişimine hiç bir katkısı olmayan meslekleri yapan insanlara üzülüyorum ben dahil. Bir ofiste çalışıp tüm gün patronunuza para kazandırmak yerine ne bilim yeni gezegen keşfetsen olmadı yeni bakteri bulsan atomları çarpıştırsan, yeni icatlar yapsan. Ama biz ne yapıyoruz fotokopi çekiyoruz, teklif hazırlıyoruz, bankada veznede çalışıyoruz veya bir cafede garsonluk yapıyoruz. Yanlıs anlasılmasın bunları yapan ınsanlara bırsey demıyorum cogunu ben sahsen yaptım zaten ama ne kadar kötü yahu mal gibi gidip gelmek. Kaçın sistemden kurtarın kendinizi gidin at boku doktoru olun sümük doktoru olun en güzeli kendinizin patronu olun.

5 Mart 2012 Pazartesi

Tek Bir Kadın için Bütün Kadınlardan Vazgeçmek


        Çok düşünüyorum bazen bunu, tek bir insanı hayatın merkezine koymak. Zor birşey olsa gerek. benim aradığım tüm nitelikler hep ayrı ayrı kişilerde birleşmiş sanki. Biri güzel, biri zeki diğeri diablo oynamayı seviyor bir diğeri fallout oynuyor ötekisi gezmeyi seviyor başka biri evde çok güzel kahve yapıyor. Hepsini birinden istesem error veriyor karşımdaki. "Aradığınız sevgiliye şu an ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyiniz." 
      Peki gerçekleştiren var mı bunu? 100 yıl tek kadınla yaşayan adam. Vardır elbet ama zor yahu. Ben kendimden bile sıkılıyorken o aşık olduğum kadından 10-15 sene sonra sıkılılacağım aşikar ama tabi ki sıkıldığımı soylemeyeceğim arada seni seviyorum deyip bir çiçek alıp yaşayacağım. Böyle birşeye döner uzun ilişkiler zoraki sevmeler arada gitmeler ,yalnızken başka kişilerle flört, akşam eve dönme ,bir bukle seni seviyorum deme, acele bir sevişme ve ardından geçen seneler. Hayat bu kadar basit olmamalı...

4 Mart 2012 Pazar

Moda Haftası 2

     Efenim bu hafta daha çok erkekler üzerine yoğunlaştık.Jet sosyetenin Sokak modasının trendini belirleyen moda haftası serisinin ikincisi ile karşınızdayız. Sizce erkekler güzel giyinemez mi. Giyinebilir alın size ispatı;


1) Zencu Yumba ( İstinye Park)

Şu sıralar ünlülerin uğrak yeri istinye park da ümraniye-çakmak belediyespor un kamerunlu futbolcusu Zencu Yumba ya rastladık. Denizden mavi ceketi kocuman gözlükleri ve yırtık depresyon sıtayla pantalonu ile "apaçiliğin kitabını demin yazdım aha kalemi şuraya bıraktım şimdi ikinci kitabı yazmaya gidiyorum" der gibi kameralarımıza yakalanmış.


















2) İsfendiyar Haznemonduroğlu ( Kartal Köprüsü)


Kaçak sigara ithalatçısı haznemonduroğullarının zibidi oğlu isfendiyar ı kartal köprüsünde minibüs beklerken yakaladık. Gerçi o bizi yakaladı, moda haftasını yakından takip ediyorum ne olur beni de çekin beni de koyun diyen isfendiyar ı kıramadık. Geçici dövmesi, renkli baskılı yeleği,acaip şortu ve üzerine sarkan ipi ile "gladiator ile demin arenada kapıştım şimdi patso yemeye gidiyorum " diyen uçu açık ayakkabısı (olm isfendiyar harbi bu ne lan töbe töbe) ile kartal köprüsünü birbirine kattı.
















3) Figor Faulunmefaulunfeamulutun (Mavilim Türkü Bar)


       Ülkemizde yaşayan rus armatör Figor faulunmefaulu bla bla, pendik mavilim türkü bar da öbjektiflerimize yakalandı. Ben dahil 12 kaslı fucudlu adamı içine alabilecek şekilde büyük mavimsi ceketiyle "işte ben kocaman bir translantiğim " der gibi bakarak 90lar kadiköyde bulunan küt saçlı hatun modeli saçıyla modayı ne kadar yakından takip ettiğini adete bize göstermek için çabalıyordu. Ah figor alem adamsın.






4)Üzeyir Geri (Pendik altgeçit)


Pendikte altgeçitte yürüyen muhabirimizin karşısına birden huebeee diye çıkarak soyadına ne kadar bağlı olduğunu bize ispatlayan Geri ailesinin biricik oğlu üzeyir mavi askılı şortu pembe tişörtü ve bunla daha ne kadar uyumsuz bir şey olabilir derken farkettiğimiz smokin papyonu ile pendik altgeçiti adeta bir moda yürüyüşünün içine soktu. Özellikle hiç bir yerde bulamayacağınız beyaz çerçeveli turuncu camlı gözlükleriyle dünyaya cok geri geri bakıyorum diyen üzeyir, kocuman mor bağcıklı ayakkabısı ile adeta renklerle dans ediyordu.















5)Muarrem Karabacaksızlacuncuklaroğlu (Ümraniye Çarşı)

 Bekar playboy muarrem beyi ümraniye çarşıda alışverişteyken görüntülüyoruz. "Daha yeni squash ten çıktım çok terliyim çekmeyin" dese de bizi kırmayıp gene kameralarımıza pozunu veriyor. Sportif görüntüsüyle göz dolduran, şortu özellikle çoraplarıyla çoğu modacıya " yeter lan bu meslekten çektiğim allah sizin belanızı versin zevksizler"  dedirtecek derecede yenilikçi , halk tarafından görüldüğünde "aa bakın gerizekalıların başkanı geldi" diye karşılanmaktan çekinmeyen muarrem beyi biz kutluyor. Başka bir hafta görüşmek üzere iyi giyimler ve günler diliyoruz.

1 Mart 2012 Perşembe

Tüm yurdun beklediği anket sonuçları

İlk olarak son dönemde binlerce kişinin girdiği sitede önemli zamanlarını önemsiz anketime ayıran kişilere teşekkür eder boş zamanlarında daha hayırlı işler yapmalarını öneririm, ne bilim baraj yapın ağaç sulayın atomları çarpıştırın v.b. şeyler. Sondan başa doğru anket sonuçlarımız;

Mehmet Nasıl biri?

4)Az biraz bired pit
Sonuncu olan bu şıkkımıza oy veren 2 kişiye gidip bir gözlük almalarını ve bana olan aşklarını en acil şekilde itiraf etmelerini dilerim. Bir boy bir bikinili birde yukardan çekilmiş fotografınızla başvuru yapabilirsiniz.









3)Aynı Corc Kuluni
Az biraz bired pit şıkkını verenlerle aynı sorunlara muzdarip bu 5 kişiyi kutluyorum. Aslında corc kuluni ile olan muazzam benzerliğim tartışma edilmeyecek derecede doğru olsada oy kullanan arkadaşlara en azından bir lens takmalarını tavsiye ederim. Gerçi corc kuluni yaşlandı ben en çıtır çağlarımdayım şimdi hıh







2)Paganini Zonda ve Adriana lima dan hallice
İnanılmazı başarıyor ve her iki şıkkımızda 13er kişi ile aynı oyu alarak ikinciliği paylaşıyor efenim. İlk olarak pagani zonda bir araba markasıyken benim yanlış yazmam sonucu paganini zonda olması ve bunun sonucu uzayda dahi olmayan bir şeye benzetilmem beni mutlu kıldı. Öte yandan adriana limadan hallice şıkkı favorimdi, adriana buradan sana sesleniyorum "come come refrigirator my name is osmo" bu etkileyici ingilizcemden sonra birinci olan şıkkımıza geçiyoruz.













1)İnceden Ciguli
Evet işte ben buyum, 16 kişininde benimle aynı görüşü paylaştığı üzere inceden ciguliyim. Ama asla tam ciguli olamadım hep yarım bir ciguliydim. Ama eminim bende bir gün tam ciguli olarak bir ciguli olmanın gerekliliklerini ve yurda olan borcunu yükümlülüklerini ödeyeceğimdir. Yaşasın ciguli severler yaşasın türk edebiyatı. Hepinizi seviyor ve yeni anketlerde gorusmek uzere diyoruz.. çüzz..

Kartalkaya'yı Ateşleyenler

Hayalin bir dağın tepesine karlarla kaplı olsa da ateşle iz bırakmak kadar zor bir şey olsa bile peşini bırakma. Önce hayal eder, sonra o hayale inanırsın; nasıl yapabileceğini tasarlar ve denersin, yılmadan. Yeterince denersen, neden olmasın?

Onlar tam da bunu yaptı. Karlarla kaplı Kartalkaya’nın zirvesine ateşle iz bırakabileceklerine inandılar. Burn, sadece ihtiyaç duydukları cesaret ve enerji desteğini sağlayarak bir hayali ateşledi. Onlar da tutkularının peşinde yola çıktılar. Boardlarını hazırladılar, pompalarla modifiye ettiler, rampalarını kurdular ve kaydılar. Olmadı, baştan aldılar, onları amaçlarına ulaştıracak şartları gerçekleştirmeyi başarana kadar, tekrar tekrar.

Ve 3. gün de bitip gece yarısı olduğunda Kartalkaya’da istedikleri ateşi yakmayı başardılar. Çektikleri videoyla da ‘İçindeki kıvılcım nasıl kocaman bir ateşe dönüşür’ü hepimize gösterdiler. Tutku ve cesaretle yanmayacak ateş yoktu, inandık. Burn, gençleri tutkularından başka bir şeye kulak asmadan, istediklerini alana kadar denemeye, vazgeçmeden denemeye çağırıyor. Tutkuları cesaretle besleyen kocaman bir ateş yakmak için Burn gençleri ateşlemeye devam edecek.

İçindeki kıvılcımı farket ve büyüt. Burn ateşler.

http://www.facebook.com/BurnTurkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...