30 Kasım 2012 Cuma

Asansörde Hayalet Görmek


Efenim normalde video paylaşmam ancak internette şöyle bir şakaya denk geldim ki son yıllarda gördüğüm en iyi şaka. Kurbanlar asansöre biniyor ardından asansörde elektrikler gidiyor gizli bir kapı yapmışlar ordan beyaz elbiseli soluk yüzlü bir çocuk çıkıyor o esnada karanlık olduğu için adam görmüyor haliyle ışıklar geri gelince karşısında kızı gören hayalet diye korkuyor. Evet feysbukda tatlı kedi videosu paylaşan kadınlara döndüm yahu


video

The Bourne Legacy (2012)

tipe bak çay demle



Bourne filmlerini içerdiği aksiyon ve zekice senaryoları sebebiyle sevmişimdir. Ben bu türe cia li fbi li ajan filmi diyorum. Evet o kadar sığ bir adamım. Neyse bu filmde diğer bourne filmlerinden farklı olarak matt damon yok ki bu filmin havasını bence bozmuş öte yandan matt damon un resimlerini film sırasında yer yer göstermelerinden mütevellit bundan sonraki devam filminde kendisinin yer alacağını düşünüyorum. Neyse filmin kurgusu bence başlarda biraz karışık ve kafa yorucu konuya gelirsek klasik ilaçlarla süper asker yaratayımcılık kurbanı bir ajanın öldürülmek istemesi sonucunda kaçması ve kendisine ilaçları veren saf doktor kızımızı alarak ilk önce amerika sonra filipinlerdeki kaçmacalı kovalamacalı bir serüven. Orta karar ne yazık ki beklediğimi aladım. Ve bence fazla uzun. Bundan sonraki filmde matt damon olmazsa gittikçe düşüşe geçer bu bourne serisi.

Mehmet Movie Database incelemesi için dıklayınız

Why Stop Now (2012)





Jesse eisenberg filmlerini takip ettiğim oyunculardan biri. Genelde çok iyi filmler seçiyor ancak son dönem filmlerinde istediği rolü bulamadığını düşünüyorum. Bu filmde orta karar bir yapım olmuş. Elemanımız uyuşturucu bağımlısı annesini rehabilitasyona yatırmak ister ancak rehabilitasyon görevlisi annenin kanında biraz uyuşturucu bulunması böyle olursa daha rahat kabul edilebileceğini söyler, elemanımızda annesine uyuşturucu almak için bir elemanın evine gider ve hikaye orda başlar.çok hızlı ilerleyen bir film değil zaman zaman ağırlaşıyor. Dediğim gibi orta karar bir yapım olmuş.

Mehmet Movie Database İncelemesi için dıklayınız

25 Kasım 2012 Pazar

Branded (2012)



Bu aralar filmlerden yana şansım pek iyi gitmiyor. Gene orta karar bir film incelemesi ile karşınızdayım.

Filmdeki reklam yaratıkları
Filmin afişine baktığınızda aksiyonun gırla gittiği uzaylı basması sonucu eline silah alan bir adamın hikayesi gibi gözüküyor. Ancak filmin bunla alakası yok. Ana tema reklamın topluma etkileri. Böyle anlatınca pek ilgiçekici gelmedi tabi. Öte yandan filmin herkese hitap eden bir yapısı yok yani seven olduğu kadar sevmeyende olur bence. Toplumsal mesaj veren filmler pek tutmuyor. Bu filmi izlemeye karar verdiyseniz 1 saat 40 dakikalık filmin ilk yarısı için biraz sabretmeniz lazım başı çok sıkıcı ancak daha sonra izlenebilir bir hale geliyor. Biraz kötüymüş gibi anlattım ama düşünmeye iten filmleri sevdiğim için bu filmide izlemenizi öneririm. Konuya gelirsek yıl 2017 civarı moskovada bir reklamcı var gittikce reklam dunyasında yukselıyor sonra fast food zıncırlerı kendi satıslarını arttırmak için reklam dunyasının baska bır duayenıne gidiyor amcamda bunlara millet fast fooda yonelsın diye güzellik anlayısını değiştirelim diyor. Yani şişmanlık aranılan bir şey olsun ve insanlar şişman olmak için fastfooda a yönelsin. Boyle uçuk bir reklam kampanyası yürütülürken esas oğlanımız kendi yürüttüğü bir proje sebebiyle piyasadan kopuyor. 5 sene dalai lama misalı takıldıktan sonra geri dönüyor ancak dünya artık eskisi gibi değil şişman olmak bir güzellik haline gelmiş her yerde fast food yeniyor ancak asıl olay esas oğlanımız insanların bu reklamdaki tüketim malzemelerine olan tutkularını onlara yapışık hayali yaratıklar olarak görüyor. Ardından film reklam yaratıklarının arasındaki savaşı anlatan bir fantastik yapıma geçiyor. Olaylar olaylar. Sonuçta biraz kafa yorucu bir film çok dingin bir haldeyken izlemenizi öneririm.

Mehmet Movie Database incelemesi için dıklayınız

Where The Wild Things Are (2009)


Bu filme güzel diyeni taksimin ortasında sopalarla dövmek lazım o kadar tepkiliyim



Konusu: Normalde bir filmi izlemeden önce mutlaka o film hakkında bir fikrim olur en azından tek cümle ile anlatabilecek kadar o filmin konusunu bilirim mesela derim ki soygun filmi, işte korku filmi bir kadının hayaleti var falan fıstık. Ancak bu film hakkında hiç bir fikrim yok iken izleme imkanım oldu. Tek bildiğim bir çok kişinin bu filmi sevdiği, imdb de 7 puan aldığı ve çekimlerinin iyi olduğu. Şimdi filmi izledikten sonra yorumlarıma gelirsek

1-filmin çekimleri değilde bazı mekanların kurgusu güzel
2-filmi sakın sakın izlemeyiniz
3-filmde oynayan çocuk o kadar antipatik ki ağzını burnunu kırasım geldi

      Film aslında bir çocuk kitabının uyarlaması maurice sendak adlı bir herif yazmış ve dünyada deli gibi tutulmuş. Bir kere nasıl tutulmuş bunu sevenler neyin kafasını yaşıyor anlamış değilim. Çok sinirliyim evet çünkü balon gibi şişirilen bir filmi izledikten sonra b.ktan çıkınca insan deli oluyor. Konu derseniz bir çocuk var ama bildiğin hiperaktif hayal gücü yüksek olan psikopat asosyal kıl bir çocuk ardından annesiyle kavga ediyor denize açılıyor hayal dünyasında yolculuğua çıkıyor bir adaya geliyor orda canavarlar var onlara kral oluyor sonra olaylarolaylar. Çocuk dünyasını ve hayal gücünü farklı bir açıdan anlatmaya karar vermiş yazar ama olmamış. Sonuç olarak kesinlikle izlemeyin zamanınıza yazık.

Mehmet Movie Database incelemesi için dıklayınız

23 Kasım 2012 Cuma

Postapocalyptic Dönemde Yaşama Arzusu




Malum 21 aralık 2012 geliyor. Bu konuda hiç bir yazı yazmamışım onu farkettim. Normalde o gün hiç bir şey olmayacağını düşünüyorum yani sabah kalkacağız haberlerde "  bugün bir şey olacak mı göktaşı balkonumuza çarpacak mı bakın tibetli rahip bu konuda ne diyor" tarzı şeylerle karşılaşacağız ardından gün bitecek ve ertesi gün gazetelerde "mayaların allah belasını versin" diyerek bir b.k olmadı diyecek herkes. Beklentim bu ancak isteğim?

Açıkcası bende bir postapocalyptic era sevdası var. Yani kıyamet sonrası dönemi. Kıyamet dediğimiz şey her türlü adlandırılabilir nükleer, biyolojik ekolojik jeolojik uzaylı kaçırması gerilla baskını çok yıldız tilbe dinlemek gibi bir şey sonucu dünyanın sonunun geldiğinde kalan bir kaç kişiyle koca dünyanın yıkıntıları arasında yaşama arzusu. İstiyorum bunu ben, çoğumuz gitsin temizlensin baştan kuralım dünyayı çünkü yanlış yaptık bence. Hani cem yılmaz der ya" bu çocuk olmamış" olmamış cidden. Dünyayı biz düzgün bir ilerlemenin içine sokamadık resmen a.zına s.ctık. Ne ozon kaldı ne atmosfer hadi dünyayı bırak kendi içimizde kapışan manyak manyak insanlar olduk. O sebeple diyorum 21 aralıkda marduk mu gelir yıldız tilbe yeni albüm mü yapar ne olursa olsun yüzde 99umuz patlayalım gidelim bari geri kalan yüzde 1lik kısım adam gibi birşeylere baştan başlasın. Eğitim sistemi yönetimler siyası ideolojiler gene şekil alsın ne bilim olsun işte birşeyler.

Ama gerçekçi olursam 22 aralıkta sabah kalkacağız ve bütün gazetelerde dediğim gibi mayalar giydiren haberler olacak.

3 gün elektrikler kesilcek falan diyorlar eğer oyle bir şey olursa bikini ile fotogramı koycam buraya. O kadar inanmayınız efenim sakin olunuz.

22 Kasım 2012 Perşembe

Looper (2012)

Evet bu aralar çok film tanıtıyorum ama zararı olmaz efenim neyse bugünkü filmimiz looper




Filmde brus vils abiyi görünce gene tırışkadan bir film dedim ancak trailer ını hatırlayınca sağlam bir bilimkurgu izleyecekmişim gibi bir hava vardı. Ancak beklediğim gibi çıkmadı. Film gene güzel konusu kurgusu ancak yönetmenindenmidir nedir bir eğiklik var. Öte yandan çocuk oyuncuyu süper buldum sanki 20 yaşındaymışcasına oynuyor, bir ara dedim ki cüce falan herhalde bu çocuk değil ama tipini görsen 5-6 yaşında velet. Bu arada imdb de araştırdım velet 2005 doğumlu demek 7 yaşındaymış ama izleyince farkedeceksiniz müthiş bir oyunculuk. Neyse konuya gelirsek 2030lu yıllarda tetikçi denilen looper diye elemanlar var bunlara gelecekten adamlar gonderılıyor bunlarda onları vuruyor sonra bir gün bir bakıyor gelecekten kendisini göndermişler ardından aksiyon gorla gidiyor (bir b.k anlamadınız tabi) neyse
kasmayın izleyin, bilimkurguya kıt olduğumuz bu dönemde izlenilesi.

Mehmet Movie Database incelemesi için dıklayınız

21 Kasım 2012 Çarşamba

Black Mirror (2011)





Tanıtım: Black mirror 3 bölümlük bir mini dizi aslında ancak her bölümü ayrı yönetmenlerin çektiği birbirinden
bağımsız konulara sahip. Kesinlikle izleyin, düşünmeye iten bir yapısı var.

(The National Anthem) Konusu: Benim uzun süredir kafayı taktığım toplum ve insana etkileri konusunda ders niteliğinde bir konuya sahip. ingilterede halkın çok sevdiği prenses kaçırılır ve fidye olarak başbakanın halkın önünde canlı yayında domuzla ilişkiye girmesi istenir. Halk başta olur mu öyle şey falan dese de insanoğlunun içindne merak duygusu inceden manyaklıkla birleşip başkana psikolojik baskı yaptırılır. Etik yapıyı altüst eden bir bölüm. Eddie weber şöyle der şarkıda "society show mercy on me, i hope you re not lonely without me"

(Fifteen Million Merits) Konusu: Bir distopya aslında veya kimileri için ütopya olabilir. Duvarları boydan boya ekranla kaplı olan 7-8 metrekare bir odada yaşadığınızı düşünün, sosyal oyunlarda olduğu gibi paranız olduğunu (aynı in time filmindeki gibi) bu parayı kazanmak için gün içinde elektrik üreten bir bisiklet kullandığınızı ve bu bisikletten üretilen elektriğinde gene o sizin küçük odanızdaki boydan boya olan ekranları çalıştırdığını, bu kısır döngüde örnek olarak bir reklam çıktığında onu izlemek zorunda bırakıldığınızı
eğer reklamı geçmek isterseniz para ödediğinizi düşünün,bu döngüden kurtulmak için gene bisiklet çevirerek kazandığınız para ile yetenek sizsiniz tarzı bir yarışmaya katıldığınızı ama etik değerleri çökmüş saçma sapan jürilerin olduğu bir yarışma bu. İşte bölüm bu döngüde yaşayan bir adamı anlatıyor.


(The Entire History Of You) Konusu: "Unutmak İyileşmektir" Bu bölümün mottosu bu aslında. Diğer iki bölüme göre silik kalsa da gene teknolojinin getirdiği mallıkları göz önüne seriyor. Hafıza konusunda teknolojinin geliştiği bir dönemi anlatıyor bölüm, grain denilen bir cihaz kulak arkasına gömülüyor,
aynı dijital kayıt cihazı gibi yaşadığımız herşey gözümüzün gördüğü herşey kayıt ediliyor ve istediğimiz zaman küçük bir kumanda sayesinde izlenebiliyor. Böyle bir ortamda karısının kendisini aldattığını düşünen bir adamın yaşadıklarınız izliyoruz.

Mehmet Movie Database incelemesi için dıklayınız

20 Kasım 2012 Salı

True Grit (2010)


Not:Efenim aslında film dizi incelemesi için malum mehmet movie database üşenmedim ayrı blog yaptım ancak 2 blogu birbiriyle koordineli birleştirmeyi düşündüğümden (koordineli birleştirmekde neyse artık) oraya eklediğim her filmi buraya da eklemeye karar verdim. Ardından linkini de düğer bloga yönlendirerek merak edenler filmin mehmet movie database puanını öğrenebilir. (80 milyon kişi de merak eden blki 2 kişi vardır en azından)

SOLDAN SAĞA-BABASI ÖLDÜRÜLEN KIZ-KIZIN KİRALADIĞI FEDERAL MARŞIL-KIZIN BABASINI ÖLDÜRENİN PEŞİNDEKİ TEXAS RENCIR- KIZIN BABASINI ÖLDÜREN ADAM

Konusu: Şimdi bir insan film çekerken düşünür değil mi? der ki "ya ben film çekiyorum b.k gibide param var en azından kurgusu senaryosu kaliteli olsun yapılmamış bir şey olsun ". Ancak ethan coen ile joel coen kardeşler bu son filmlerini çekerken hiç düşünmemişler. Sen git güzel güzel işler çıkar sonra gel böyle senaryosu olmayan dandik bir film çek. Konusu şöyle babasını öldüren bir dallamadan intikam almak isteyen 14 yaşındaki kız federal marşılı kiralar onla yole düşer yanlarınada texas rencır katılır, 3 lü kızın babasını öldüren herifin peşine dıgıdık dıgıdık gider. Konu bu. Aman ne yaratıcı değil mi? neyse sakın izlemeyin efendim. Hiç tavsiye etmem. Zaten bende 2 buçuk cigabort yer kaplıyordu bilgisayarda yer açılsın izleyeyimde sileyim diye izledim o derece yani, izlemeden dahi b.ktan bir film olduğunu biliyordum.


19 Kasım 2012 Pazartesi

iL Padrino



Uzun zamandır mekan tanıtmıyordum ancak geçen akşam senelerdir gittiğim bir italyan restoranına gidince en azından tanıtınımı yapmak gerek diye düşündüm. il padrino aslında bir marka, ataşehir ve caddebostan da yerleri var ancak ben ataşehirdekine gitmedim ne yazık ki caddebostandakinin müdavimiyim.  Mekan 1990 yılında istanbul un ilk italyan restoranı olarak açılmış zannederim benim de ilk gittiğim dönem 2000 civarıydı. Ve şaşırdığım nokta 2000lerde ne ise geçen günde hala aynı havasını koruyan bir yer. Menüye gelirsek klasik italyan mutfağı tabi ki makarna(spagetti) ve pizza ağırlıklı. Benim önerdiğim 4 mevsim pizzası (formaggi hede hödö gibi birşey ismi) birde lazanya (lasagne hede hödö). Fiyatları uygun yani kızarkadaşınızla veyahut erkek arkadaşınızla 25 er tl yemeğe verseniz 50 tl lik bir şarap açsanız ve ardından tiramisu ve limonçello (bu limonçello olayı süper votka ve limon ile yapılan tekilavari içimlik bir şey, bundan taksimde pidos diye bir mekanda küçük bir şişe içmiştim eve nasıl gittiğimi hatırlamadım sonra) ile günü kaparsanız 100-150tlye çıkarsınız. Ancak arada gitmek için şık bir mekan. Garsonların servisi iyi,  konuşmak için uygun çok sesli bir yer değil. Arabayla gitmenizi tavsiye etmem park etmek için yer bulunmuyor. Yeirne gelirsek caddebostanda hani o barlar sokağı vardır havelka fln o sokakta. (çok güzel anlattım) neyse uğrayınız efenim

17 Kasım 2012 Cumartesi

Dersu Uzala, Suya elektriğe para vermeyen adam

GÖNÜL ADAMI DERZU VE KAPİTAN


Aslında bu filmi mehmet movie database de inceledim (ahanda burda) ancak oraya bakmayanlar için buraya da yazmak istedim. Çünkü bilinmesi gereken bir adam Dersu uzala.Akira kurosawa nın hep düşündüklerimi anlattığı filmi. 1975 te çekilmese benden arakladı diyebilirim. normalde hocam ben akira kurosawacıyım yok ben kim ki duk cuyum yok ben wong kar waiciyim tipleri vardır asla onlardan olmadan akira kurosawaya bile ait olduğunu bilmeden izlemiştim bu filmi. filmin bir kısmı doğanın karşısında insanın ne kadar aciz olduğunu anlatır, başka bir kısmı kapalı beton odalar içerisinde kendimizi hapsettiğimiz gerçeğini tokat gibi suratımıza çarpar. dersu ısınmak için odunu parayla alan yüzbaşının karısına niye para veriyorsun diye çıkışır. oduna niye para veriyorsun? suya niye para veriyorsun? der sonra ulan niye para veriyorum ben dersiniz, marketi basasınız gelir.
dersu uzala aslında bizim her zaman şehirden kaçmak isteyen yanımızın vücud bulmuş halidir. paraya ihtiyacı olmayan, ormanda avlanan, yanan kamp ateşinin közüyle tartışan, doğayla konuşan, tabiat ana yı sayan bir abimizdir.
ben napıyorum lan? dedim bu filmi izleyince. sk.tri b.ktan bir apartmanın içinde dört duvarla kaplı bir yerden her gün çıkıp gene başka bir etrafı duvarla çevrili yer olan işyerime gidiyorum. iş çıkışı bira bir kaç arkadaş görme sonra tekrar eve yatış.
aslında derzu ya baksan onun da bir b.k yaptığı yok. ama özgür hocam. belli bir sisteme ait değil, bir dini yaşamıyor, pu.st ingiliz aristokratları gibi av gezisine çıkmıyor acıktığı zaman vuruyor, ateşte yedikten sonra tekrar yoluna gidiyor. bir yolu var mı? o da yok anasini satim.. öle bön bön takılıyor ormanda.
çok övdüm p.zevengi ama sistemi kıran karakterler hoşuma gidiyor. biz ise matrixte boynunda kocaman delikten hortum girmiş bireyler gibi sen buna güleceksin denilen şeylere gülüp bunlara ağlayacaksın denilen şeylere ağlıyoruz.
sonuçta kesinlikle izleyin ardından in to the wild çakın, daha sonra değil sırt çantası gima poşetiyle kendinizi dağlara vurursunuz bak buraya yazıyorum.


10 Kasım 2012 Cumartesi

10 Kasım 1938 Ardından Gazete Başlıkları ve Söylemler





Saygıyla anıyoruz. ölümünden sonraki gazete başlıkları.


Bir insana ölümünden sonra bu derece sevgi ve yas gösterileri yapılması milletler tarihinde az görülen şeylerdendir.'
(Athinaika, Atina, 12 kasım 1938)


'Atatürk'ün Türkiye'de yaptığını hiçbir tarafta, hiçbir kimse yapmadı: ne Cavour, ne Cromwel, ne de Washington... Atatürk'ün bulduğunu, hiç kimse bulmadı ve Atatürk'ün yaptığını da hiç kimse yapmadı. ilham ettiği kimselere ve kendi prensiplerine göre yarattığı yeni kuşak, o'nun eserine devam edecektir.'
(Tipos gazetesi)


İngiliz, Fransız ve İtalyanları Anadolu'dan uzaklaştırıp bizi de yenince,, karşımızda sıradan bir adam bulunmadığını ve o'nun gerçek yaratıcı kudretini kavramaktan uzak kalmış olduğumuzu kabul ettik. (1938)
(Yorgi pesmazoğlu, Yunan ekonomi başkanı)


Çok, pek çok devrimciler görüldü. fakat hiçbiri Atatürk'ün cesaret ettiği ve muvaffak olduğu şeyi yapmadı.'
(messager d'athenes, yunanistan gazetesi, 11 kasım 1938)


Tarih, silinmez harflerle bu devlet adamın ismini hakedecektir. Atatürk bir halk adamıdır. kırılmaz azmi, keskin zekâsı ve kudreti kendisini yendiği alın yazısının önüne getirmiş, böylece yeni türkiye'nin yaratıcısı olmuştur.
(yugoslavya, politika gazetesi, 11 kasım 1938)


Sakarya savaşı, sakarya zaferi, yirmi yaşımın en kuvvetli hatırası olmuştur. o zamanlar, kendi kendime diyordum: acaba ben de ulusumu böylesine seferber edemezmiyim, onun ruhuna kurtarıcı hamleyi, bu dizgin tanımaz ihtirası aşılayamaz mıyım?
(habib burgiba, tunus devlet başkanı, 1965)


Atatürk, tarihin her devresi için, insanlığın bir mucizesidir.
(suriye)


Atatürk'ün ölümü yalnız türk milleti için değil, onun örneğine çok muhtaç olan bütün doğu milletleri için en büyük kayıptır.
(eleyyam gazetesi, şam- 1938)


Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. o, kelimenin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi. hayatını milleti'nin mutluluğuna adadı, bu uğurda genç yaşda hayata gözlerini kapadı.
(elifba gazetesi, şam- 1938)


O'nun ölümü, dünya için de derinliği ölçülmez bir kayıptır.
(sovyetler)


Adı, türk milleti'nin millî kurtuluş savaşında ve türkiye'nin siyasi alanda yeniden örgütlenmesine gayet sıkı bir surette bağlı olan Kemal Atatürk'ün ölümü gerek türkiye için, gerekse bütün dostları için derinliği ölçülmez bir kayıptır.
türk milleti'nin en samimi dostları arasında bulunan sovyetler, zamanımızın bu örneksiz devlet adamının öneminden dolayı derin bir acı içindedirler.
(izvestia gazetesi, moskova, 1938)


Atatürk, dünya üzerinde yeni bir devir açmış bir insandır. ben, o'nun türk kadınlarına hak vererek ve bir ülkede anayı, yakışır olduğu yüceliğe eriştirerek batı'ya ders verdiğini nasıl unuturum.
(uluslararası kadınlar birliği delegesi, prenses aleksandrina)


Romanya'da Atatürk'ün ölüm haberi geldiği gün, bütün okullarda dersler tatil edildi.
(romanya-rador ajansı: bükreş)


Milletimiz, en büyük türk'ün karşısında kederli bir saygı ile eğilmektedir.
(romanya)


Atatürk, başı dumanlı doruklarda yüce bir dağ tepesidir. siz o'na yaklaştıkça o yükselir ve aranızdaki mesafe sonsuza değin aynı kalır. devirlerinde büyük gözüken, zamanla küçülen benzerlerinden farkı budur ve böyle kalacaktır.
(arriba gazetesi, portekiz, 1938)


Uzun bir yol aşılmış, yüce bir eser ortaya konmuş, bir çok zaferler elde edilmiştir. bütün bunlar atatürk'ün eseridir.
(polanya, kurjer warzavski gazetesi)


O, Türkiye'yi kurmakla bütün dünya uluslarına müslümanların seslerini duyuracak kudrette olduğunu ispat etti. kemal atatürk'ün ölümüyle müslüman dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. atatürk gibi bir önder önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği halde hind müslümanları bugünkü durumlarına hâlâ razı olacaklar mı?
(muhammet ali cinnah-kaidiâzam, pakistan cumhurbaşkanı, 1954)


bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken, o'nun bakışı ile cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik.
(ikbal, pakistan millî şairi)


'Atatürk'ün yaptıkları insanoğlunun kolay kolay yapabileceği şeylerden değildir. o; büsbütün başka bir insandı.'
(el-mısri gazetesi, mısır, 11 kasım 1938)


Türkler, atatürk'ü olağanüstü bir tutkunlukla seviyorlar.
bursa'ya giderken trende rast geldiğim bir çocuğa istanbul veya ankara'dan hangisini sevdiğini sordum. çocuk ankara'yı sevdiğini söyledi. nedenini sorduğumda: 'ankara'da atatürk bulunduğu için..' cevabını verdi.
(mısır, el bela gazetesi)


yüzyılımızda, 'olmayacak hiçbir şey yoktur' şeklindeki tarihi gerçeği isbatlayan ilk adam olmuştur.
(eski ujsag. macar.)


budapeşte, 20 (a,a) - macar ajansı tebliğ ediyor:
başvekil imredi, atatürk'ün cenaze törenini yapılacağı 21 kasım pazartesi gününü macaristan'ın millî yas günü sayarak bütün memlekette resmi binalara siyah bayraklar çekilmesini emretmiştir. harbiye nazırı ve budapeşte belediye reisi de, askeri binalar ve belediye binaları için aynı kararı almışlar ve belediye reisi ayrıca, halkı da siyah bayrak çekmeye dâvet etmiştir.
(namzetti ujsang gazetesi, budapeşte-1938)


dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir.
(an nahar, beyrut)


yüzyıldanberi küçük asya'nın çıkardığı en büyük lider.
(the japan chronicle, kobe)


'hayatının sonuna kadar milleti'nin mutlak güveni ile kurduğu devletin başında muzaffer kumandanının kişiliği, eşi görülmemiş bir karakter örneğidir.'
(comte carlo sforza, italya eski dışişleri bakanı)


üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz seziş ile hasımlarını dize getirdi. fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askeri, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasi zafer kazandırdı.
(f. perrone di san martino, italyan yazarı)


'atatürk'ün ölümü ile dünya büyük bir liderini kaybetti.'
(gazeta del popolo gazetesi, italya, 11 kasım 1938)


(lozan üniversitesi salonunda, lozan türk talebe cemiyeti'nin hazırladığı törende.)
'siz türk gençleri, bugün büyük şef'inizi kaybettiğinizden dolayı ne kadar ağlasanız haklısınız. üniversite, sizin bu büyük yasınıza katılmaktadır. atatürk'ün bu büyük adam'ın hayatını burada az bir vakit içinde bildirmeye imkân yoktur. bu dâhinin, vatanının tarihinde işgal ettiği parlak sayfaları size hatırlatmak isterim. türkiye'yi yaratan, tarihimizin bu en büyük adam'ın başımı en derin hürmetle eğerek selâmlarım.'
(profesör morrf)


'atatürk, bir medeniyet kaynağı idi.'
(isviçre)


modern türkiye'nin yaratıcısı kemal atatürk'ün eserleri, memleketi için yaptıkları isveç'te çok iyi bilinmektedir. atatürk'ün liderliği altında türkiye'nin kalkınmasını, fevkâlâde ileri hamlelerini hayranlıkla takibettik. atatürk'ün, hukuk alanında olduğu gibi, diğer alanlarda da getirdiği reformlarla türkiye, içinde bulunduğu çok zor durumdan kurtarılıp kuvvetli ve güvenilir temeller üzerine yerleştirilmiştir.
(erlander, isveç başbakanı)


'mustafa kemal atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılâpçı olmuştur.'
(ben gurion, israil başbakanı, 1963)


'atatürk, askeri dehâ ile devlet adamı filozof dehâsını toplamıştır.'
(ispanya)


islam dünyasının büyük insan yetiştirme gücünü yitirdiğini öne sürenler, atatürk'ü hatırlamalı ve utanmalıdırlar.
(tahran gazetesi, iran, 1939)


atatürk'ün ölümü dolayısı ile kraliyet sarayı şehinşâhi ve hükümet bir ay resmî yas ilân etmiştir. majeste şehinşah, gömme töreninin sonuna kadar iran'da askerî ve resmî binalar üzerinde ve yabancı ülkelerdeki iran temsilciliklerinde bayrakların yarıya indirilmesini emir buyurmuşlardır. bu irade-i şehinşahî bugün bütün gazetelerde ilân edilmiştir.
(tahran)


bugün türkiye, büyük ve yeni bir memlekettir. ve savaş sonrasının dehşet, sefalet ve bitkinliğinden çıkmış olan bu yeni türkiye, atatürk'ün dimağında vücut bulmuştu. o, bu türkiye'yi kendi elleriyle dünyaya getirdi.
(dela mail gazetesi)


kadınlar başka hiçbir ülkede bu kadar hızla ilerlememişlerdir. bir ulusun bu derece değişmesi, tarihte, gerçekten eşi olmayan bir olaydır.
(ingiliz, daily telgraph gazetesi)


atatürk, yalnız türk milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletler önderiydi. o'nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.
(bayan sucheta krıpalanı, hint parlamento heyeti başkanı)


denilebilir ki onsuz, islâm alemi yolunu bulabilmek için elli yıl daha bekleyecekti.
(fransız, berthe georges-gaulis)


atatürk öldü. barış kubbesinin doğu sütunu yıkıldı. artık evrende barışı kimse garanti edemez. nitekim avrupalı devlet adamları; o'nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felâketinin içine sürüklemişlerdir.
(fransız gazetesi sanerwin)


tarih çok büyükler gördü. iskenderler'i, napolyon'ları, washington'ları gördü. fakat yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu atatürk, bu türk oğlu türk kırdı.
(l'ıllustration, fransa)


'atatürk, yirminci yüzyılın en büyük mucizesidir.'
(national tidence gazetesi, danimarka, 11 kasım 1938)


eğer tarih bir kalbe sahip olsaydı, mustafa kemal'i mutlaka kıskanırdı.
(tchang yang yee pan gazetesi, çin, 1958)


'atatürk, bütün asya kıtasının ata'sıdır.'
(çin)


'biz çinliler, hepimiz bu yasa katılıyoruz. zira büyük bir milletin, çok sevilen büyük ata'sının ölümü, yalnız türkiye için değil, aynı zamanda bizim kıtamızda ve bütün dünyada büyük bir boşluk bırakmaktadır.'
(çin basını)


'hiç bir ülke, atatürk'ün türkiye'sinin gördüğü değişiklikleri bu kadar hızlı bir şekilde görmemiştir. bugünün türkiye'sinin tarihi mustafa kemal'in tarihidir.'
(dness gazetesi, bulgaristan, 11 kasım 1938)


türkiye'nin uluslararası ünü, prestij ve otoritesi durmaksızın yükselmiştir.
milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek devlet adamı atatürk'tür.
(libre belgique gazetesi)


bir yenilginin uçurumuna düştüğü halde, ilkin neticesiz sanılan istiklâl mücadelesini yapan türk milleti, önünde saygıyla eğilmeden bu satırlara son veremez.
zafer neşesiyle kendinden geçmiş bir diplomasinin kararını 'hayır' diyerek yırtmak ve yüzlerine fırlatmak örneğini biz almanlar, türklere borçluyuz.
(alman askeri dergisi vissen und vehr)


benim üzüntüm iki türlüdür; önce böyle büyük bir adamın kaybından dolayı bütün dünya gibi üzgünüm. ikinci üzüntüm ise, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkân kalmamış olmasıdır.
(franklin roosevelt, a.b.d. başkanı)

2 Kasım 2012 Cuma

Toplum ve İnsana Attığı Acımasız Yumruklar III


Pandalar düşünen hayvanlardır.

Mehmet le bilinçlenelim serimizin daha önceki yazılarını okumadıysanız;

Toplum ve insana attığı acımasız yumruklar I
Toplum ve insana attığı acımasız yumruklar II


Hayaller ve toplumun buna etkisi ile başlayalım. Aslından toplumun hayallerimize etkisinden önce hayali ele almak lazım. Bana göre düşünüldüğü zaman içinde ulaşılması veya yapması zor olan hedefler, amaçlardır hayaller. Ama sadece gelecekte olmasını istediğimiz bir şeyi kapsamaz aksine geçmişe duyulan özlem, kişi, ve biten bir nutellanın kendiliğinden dolması gibi şeylerde olabilir. Kimi hayaller gerçekleşir, kimi hayaller gerçekleşemez. Kimisi gerçekleştiremediği hayalleri "gerçekleştiremediğim hayaller" adlı çöp kutusunun içine atar, kimisi ise o hayaline beyninde bir mezar oluşturup sabah akşam o mezar taşının başında ağlar.

Kimi için hayal bir fantaziden ibaret iken kimisi içinde senelerini uğruna heba ettiği bir hedeftir. Ben aslında bunu daha bir elle tutulur buluyorum. Hedefler bir yol ayrımına geldiğimizde hangi taraftan gideceğiz diye kara kara düşünürken " bana ulaşmak için işte buradan gideceksin" diye bize yardım eder. O yüzden fantastik hayallerden çok; nutella kavanozunda yaşamak, süpermeni dövmek, adriana lima ile bir akşam yemeği vesaire gerçekleştirebileceğinize inandığınız hedefleriniz olsun.

Önünüze koyduğunuz her hedef hayatta yürüdüğünüz b.ktan toprak yola dikilen bir tabela gibidir. Bazısı için 120 km ilerde tabelası gözükürken bazılarına da hedefinize hoşgeldiniz tabelası gözükür. Öte yandan kimisi tabelayı görmez yanından geçer gider.

Şimdiye kadar ne güzel aslında hedef koyalım tamam koyduk mis ancak unuttuğumuz kocaman bir şey var;

Toplum.

Toplumun ne olduğunu açıklamıştık aslında, karakterini, davranış biçimini,ancak bir özet gerekirse ;

"Toplum ölümsüzdür. Çünkü toplumu oluşturan bireyler bir nehir edasıyla toplumun önünden akar giderler. Nehrin başında doğup sonunda ölürler ama arkadan yenileri doğar ve onlarda ölür sonra yeniden doğar... Toplum sizi o nehirin başında izler ve o ölen insanların kötü huylarını iyi huylarını aşklarını, sevgilerini, intikam duygusunu, oyunlarını, hayallerini, umutlarını sentezler. Bunları birbirine karıştırır ve elde ettiği bu tatsız acaip lapayı yeni doğanlara yedirmeye çalışır."

Hedefleriniz, doğaçlama usulü giden toplumun sistemi içerisinden istenmeyen bir değişkendir. Toplum dediğimiz şey hedefi olan önündeki yolu görebilen daha doğrusu kendisine yol çizmek isteyen, kaderini elleriyle yazmak isteyen insanları istemez. Bu gibi şeyler sisteme karşı başkaldırı olarak adlandırılır. Toplum size " matriksmi lan burası hadi kalk ssk lı işine git " der.

Hayatı bir yol olarak düşünürseniz, toplum o yol üzerinde, hedeflerim diye adlandırdığınız o yan yolları kestirmeleri istemez. Çünkü insanlar ne kadar fazla düşünür ve dayatılandan fazla bilinçlenip kendi önemini kavrarsa , dizginlenemez kontrol edilemez hale gelir. "Ssk lı iş ne lan" der kimisi (çok taktım ssk lı işe ben)

Doğal olarak hedeflerinizle aranıza engeller konur. O kadar toplum a laf attık pis kaka dedik ama toplum kimdi? onu hatırlayalım;

"toplum dediğimiz şey bir sürü insanın yanyana oluşturduğu sosyal birliktir. Bir askeriye gibi adeta kendi içinde kuralları olan yeri gelince dışlayan yeri gelince bağrına basan canlı bir organizmadır. Çünkü toplumu oluşturan şeyler sen ben o dizide oynayan ünlü kadın adriana lima, beğenmediğin kapıcı, karşı komşu, nasadaki astronot amca... bunların hepsi topluma dahildir"
.

 Yani senin ve hedeflerinin arasında duran o engel sevgilin, annen, baban, kardeşin, yavru kedin, benizyo del toro, paranın üztünü vermeyen minibüsçü, hande yener, adriana lima, zeki müren veya arnold şıvadzeneger bile olabilir. O yüzden "alırım elime sopayı toplumun ağzını burnunu kırarım" mottosunu belirlemek günü geldiğinde kendi burnunuzu kırmakla eşdeğer olabilir.

Peki ne yapmalıyım mehmet babamın ağzını burnunu mu kırayım oysa ben astronot olmak istiyordum?

Hımm. Aslında şimdi aklıma geldi bu astronot olma davası ile ilgili. Niye bizim astronotumuz yok diye çok düşünürdüm bir ara. Sonunda vizyon eksikliğine bağladım. Gerçi ben olurdum babalar gibi vizyon var ama gözlük kullanıyorum bir de yara izi var alnımda çocukken koşarken düşüp taşa kafamı gömdüm. O yüzden beni astronot yapmazlar. Neyse konudan dağıldım gittim engellerden bahsediyordum;

Aileniz sizin hayatınızın ne şekilde olacağını, dininizi, psikolojik tavrınızı, sizin kendinizi bilmeye başladığınız yaşa kadar ister istemez belirler. Kimisi ister kimisi istemez. Bundan kaçınamazsınız, yapabileceğiniz tek şey o sıralar altınıza kaçırınca behueheue diye ağlamak olur. Önemli olan o kendinizi bildiğiniz yaşa geldikten sonra düşünebilmeyi öğrenmektir.

Herkes düşünmez. Toplum tarafından düşünmemeye daha fazla itilmiş insanların "düşünüyorum öyleyse varım" tuşu kapalıdır. O tuşun nerde olduğunu bile bilmez, yanlışlıkla eli çarpar açar ve ilk düşüncesi " tuşu kapamalıyım" olup kapattıktan sonra tekrar unutur.

Çoğumuzun hayatı düşünülmemeye itilmiştir. Belli konularda konuşmaya çekiniyorsanız veya kesin kabul ettiğiniz doğrularınıza herhangi bir eleştiri geldiğinde hemen sivriliyor ve pençeleriniz çıkıyorsa siz o konuda düşünme yetinizin bulunduğu odanın kapılarını kapatmışsınız demektir. Bunu siz kendiniz mi yaptınız yoksa aileniz veya minibüsçü mü bilemezsiniz. Ama o konu sizin için düşünülemezdir. Tek doğrusu tek yanlışı vardır, eleştirilemez ve dokunulamaz bir yapısı vardır.

Bazen kavramların tersinin olması halinde nasıl olurdu gibi düşündüğüm oluyor. Mesela iyi dedimiz şeylerin kötü, kötü şeylerin de iyi olma hali veya tatlı ya tuzlu, tuzluya tatlı deseydik. Çaya şeker koyup az tuzlu olmuş biraz daha tuz koyar mısın deyip şeker koyduğunuzu düşünün, haliyle şekere tuz derdik böylece sadece değişen isim değişikliği olurdu.

Ancak bunu iyi ve kötü kavramlarında deneyin. en basit baby tv kıvamında kötü bir şeyi ele alalım. Birine zarar vermek diyelim pek baby tv olmadı ama zarar derken ne bilim daha basite indirgeyelim aşağılamak olsun. Şimdiki toplumumuzda bir bireyi aşağılamak kötü bir şeydir. Ancak alternatif toplumda bunun iyi bir şey olduğunu düşünün, insanların sevdiği kişileri aşağıladığı bir toplum. Babanıza gidip adını feriha koydum tadında olacak ama "baba ben senden utanıyorum arkadaşlarım seni görmesin benden uzakta dur" dediğinizde babanızın içten içe aşağlandığı için sevindiği ve gülümsediği bir dünya. Durun aslında gülümsemeyi de kaldıralım dudaklarımızı aşağıya büktüğümüz o üzülme hali alternatif dünyamızda sevinmenin karşılığı olsun. Mesela biri lotoyu kazandığından hemen suratını düşürsün sonra aileside yanına gelip hep beraber hoplayıp zıplayıp dudaklarını büzüştürmüş bir halde loto sevincini kutlasınlar.

Düşünen Panda
 Düşünürken biraz zorlanıyorsunuz değil mi? Hatta ne lan bu içkili misin der gibi bakıyorsunuz (gerçi içkiliyim eheh) alternatif toplumda kavramları tersine çevirme işi biraz kafanızı yordu. İşte bu yorulma hali o düşünmediğiniz şeyleri kitlediğiniz odanın kapısını açmaya çalıştığınızdaki yorulma halidir. O yüzden çoğu kişi lan saçma saçma konuşma der kapıya dokunmaz bile.

Ama siz dokunun efenim. Zorlayın, kırın... Düşünün...




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...